Game Of Thrones dizisinin çekildiği Kirkjüfell Dağı ve şelalesi

Çok uzun yıllardır gitmeyi, görmeyi, keşfetmeyi hayal ettiğim bir ada vardı. Bütün fotoğraflarda gri, siyah ve bazen koyu yeşilin hakim olduğu hüzünlü ve bazen kasvetli ama bir o kadar da bende merak uyandıran İzlanda!

Bir önceki sene gitmenin eşiğinden döndükten sonra, geçtiğimiz Şubat ayında nihayet düştük yollara… Biletlerimizi altı ay önceden aldık. İzlanda’ya Türkiye’den direk uçuş yok maalesef. Alternatifli aktarmalı uçuşlar var.

Biz biletlerimizi KLM’den aldık ancak uçuşun hiçbir aşamasında KLM yok! İstanbul-Amsterdam uçuşu Pegasus, Amsterdam-Keflavik ise Icelandair ile… KLM’den almamızın sebebi, aktarma arası sürenin çok kısa olması ve herhangi bir rötar durumunda eğer diğer uçağı kaçırırsak KLM’in buna destek çıkmasıydı. Ancak bu yüzden neredeyse bin lira daha fazla ödedik (bilet fiyatı 2900 tl) ve dönüşte bavullarımız kaybolunca KLM’in hiçbir konuda destek olmadığını da öğrenmiş olduk.

Bu yüzden size tavsiyem, biletleri ayrı ayrı almanız. Ancak aradaki süre çok kısa, bu yüzden ilk uçuşta rötar olursa ikinci uçuşu kaçırma ihtimaliniz çok yüksek. Nitekim biz dönüşte neredeyse kaçırıyorduk. Bu yüzden aktarma noktasını seçerken mutlaka saat aralıklarına bakın ya da bir gece ara şehirde konaklama yapın 🙂

Pegasus’a check-in için geldiğimizde bavulları Keflavik’e kadar bağlayamayacağını, Amsterdam’da bizim bavulları alarak yeniden check-in yapmamız gerektiğini söyledi. Anlaşmaları olmadığı için bu şekilde çalışıyorlarmış. İki uçuş arasında sadece 1 saat 50 dakika olduğu için yetişme konusunda endişelerimiz başlamıştı yolculukla beraber…

Nitekim Amsterdam’a iniş yaptığımızda pasaport kontrolündeki kuyruğu görünce asla yetişemeyeceğimizi anladım ve hemen ‘immigration service’e gittim. Bu daima aklınızda olsun!

Arada çok az zaman olduğunu ve o sıraya girersek yetişemeyeceğimizi söyledim. Tabi biraz da şans orada nasıl birine denk geleceğiniz… Benim konuştuğum görevli çok yardımcı oldu ve hiç vakit kaybetmeden dört kişinin pasaportlarına hemen damgayı vurup bizi kendi geçtiği kapıdan içeri soktu.

Bavullara doğru hızlıca koşmaya başlayıp, bavulları alıp bu sefer de check-in kontuarına doğru koşuya devam ettik. Hızlıca geçmemize rağmen tüm işlemlerin bitip uçağa varışımız kıtı kıtına oldu.

Dönüş yolculuğumuzda ise Icelandair bavulları İstanbul’a kadar bağladıklarını söyledi. Biz de Amsterdam’da aynı bavul alma telaşına girmeyeceğimiz için sevindik. Ancak ne yazık ki İstanbul’a geldiğimizde bavullarımız gelmedi. Üç havayolu şirketi olduğu için hepsiyle ayrı ayrı yazışma sonucunda altı gün sonra bavullarımıza kavuştuk. Bu yüzden yine size tavsiyem, ya bağlattırmayın ya da Amsterdam’da yeniden bavullarınızın bağlı olduğunu teyit ettirin.

Amsterdam’da kapıda soluk soluğa anlattığımız bu koşuyu ve İzlanda’nın küçük bir giriş videosunu Youtube kanalımdan izleyebilirsiniz. (Abone olursanız çok sevinirim :))

İzlanda videolarımın birincisini Youtube kanalımdan izleyebilirsiniz…

İzlanda’ya Genel Bakış

Bir yere seyahat etmeden önce genellikle oranın muhtarı olacak kadar bilgiyi okurum ve hatta kendime yirmi sayfalık kadar bir kitapçık da basarım. Ancak İzlanda notlarım, bu kadar küçük ve adının az duyulmuş olmasına rağmen yüz sayfaya ulaştı. Hakkında yazacak, anlatacak çok şey var gerçekten bu kendine has ülkenin…

İlerideki yazılarımda detay detay anlatacağım ancak şelalerin ve volkanların ülkesine genel olarak bir bakış atalım dersek işte buyrun İzlanda!

İzlanda’ya Genel Bakış

İzlanda, Kuzey Atlantik Okyanusu’nun ortasında, arktik çemberin tam sınırında, dünyanın bıçak sırtında bir ada devleti. İzlanda gezegenin en zorlu yerlerinden biri. Volkanlardan oluşan bu adaya milyonlarca yıldır erimiş kaya püskürüyor. Burada yeryüzü hala canlı, ada hala yaratılma aşamasında. Adada yaşamak da eşsiz bir mücadele.

Şelaler ve volkanlar ile kaplı ada, en yakın komşusu Grönland’a 350 kilometre uzaklıkta yalnız bir ülke. Toplam nüfusu hepi topu 350 bin. Yüzyıllardır ada halkı başlarına gelebilecek her türlü zorluğu yaşamış ancak mutluluk içinde bu zorlukları hayat şekli haline dönüştürmüş. Üstelik de bundan bir kültür yaratmış.

Tüm tarihi boyunca hastalık, kıtlık ve volkan püskürtmeleri adayı kasıp kavursa da 2018’de yapılan bir araştırmaya göre İzlanda, dünyanın en huzurlu halkına sahip. Adada suç neredeyse yok. Hapishanelerinde sadece 125 kişi yatıyor. Polisleri silah taşımıyor ve bugüne kadar sadece bir kişiyi vurmuşlar.

İzlanda’nın iç bölgelerinin geniş kısımları yaşamaya elverişli değil. Adanın sadece %30’unda yaşam var. Az nüfuslu bu geniş ülkede, bu şartlara rağmen İzlandalılar hayatta kalmayı öğrenmişler. Çorak toprağı ekmek yerine denizleri hasat ediyorlar. Vahşi doğadan kaçmak yerine onun gücünü kullanıyorlar. Balık ada halkının ana besin ve gelir kaynağı.

Yüzyıllardır adanın yalıtılmışlık hali buranın insanı şekillendirmiş. Eşsiz ve homojen bir kültür geliştirmişler, dilleri hala atalarınınki gibi saf. Onlar Norveç’ten gelen ilk Viking yerleşimcileri. Bugün ilkokuldaki bir çocuk rahatlıkla bin yıl öncesinden, Vikinglerden kalan belgeleri okuyabiliyor.

Buranın ilk yerleşimcileri olan Vikingler adayı kurak ve izole buldukları için yaşanabilir bulmamışlar. Oysa İzlanda’nın gözden uzak olması bugün bir engel değil, özellikle Game of Thrones dizisinin bazı sahnelerinin burada çekilmesi ile adanın adı artık oldukça gündemde. Sosyal medyanın gücü ise bu tanıtımda yadsınamaz.

İzlanda artık yalnız ve yalıtılmış bir ülke değil. Dış dünya gergin ve hızla değişiyor. Ekonomi değişiyor, hava ısınıyor. Enerji artık herkesin talep ettiği bir kaynak. Dolayısıyla ticaret ve kültür konusunda İzlanda artık uluslararası bir oyuncu. Artık bu gözden uzak adanın tüm dünyayı etkileme gücü var. Seçecekleri yol hepimizi etkileyecek. Gelenek ya da değişme; doğa ya da sanayi; eski yöntemler ya da yenileri?

Dünyanın En Büyük Fay Hattı İzlanda’dan Geçiyor

Jeolojik bir kesişme noktasında olan İzlanda dünyanın en hareketli volkanik bölgelerinden bir tanesinde. Atlantik Okyanusunu boydan boya geçen 16 bin kilometre uzunluğundaki ‘Orta Atlantik Yarığı’ fay hattı buradan geçiyor. Bu dev tektonik tabaka sınırı ve İzlanda’yı ortadan ikiye ayırıyor. Tektonik tabakalar İzlanda’yı ortadan ikiye ayırırken magma yükselip bu boşluğu dolduruyor. İzlanda’nın kaya yatağında oluşan şey işte bu volkanik hareketlilik ve inşaat henüz tamamlanmamış.

300 milyon yıl önce dünya tek bir kara parçasından ibaretti. Ancak milyonlarca yıl süren yeryüzü hareketleri ile bu karalar birbirinden ayrıldı ve bugünkü kıtalar oluştu.  ‘Pangea’ adlı tek bir ana karanın jeolojik yolculuğunu Thingvellir vadisindesindeki Silfra Çatlağıkanıtlıyor. Orta Atlantik yarığının tam üzerinde yer alan ve yüksek sıradağların uzantısı olarak ortaya çıkan İzlanda’nın Thingvellir Milli Parkı’ndaki, Thingvallavatn Gölüiçindeki Silfra Çatlağı, özellikle de dalış tutkunlarının bir numaralı adresi. Çatlağın derinliği 18-20 metre civarında yani çok derin değil. Ancak bir yanı Amerika diğer yanı Avrupa kıtası olan yarıkta dalış yapıyor olmanın verdiği bir heyecan bu…

Bugün ada yüzden fazla volkan ile kaplı ve dünyanın en volkanik adası. Doğa kendini hatırlatıncaya kadar bu hareketlilik pek hissedilmiyor, ancak hatırlattığında ise sonuçları oldukça yıkıcı oluyor. Nisan 2010’da İzlanda’nın Eyjafjallajökull (Eyyafyalayökül olarak okunuyor) volkanı patlayarak Avrupa’yı felç etmişti. Volkanik küllerin jet motorlarını bozacağından endişe eden havacılık şirketleri binlerce uluslararası uçuşu iptal etti. Zarar milyarlarca dolara ulaştı. Buradaki patlama büyük değildi ama çok fazla kül püskürttüğü için ciddiydi.

Tam bir yıl sonra ise Grimsvötnyanardağı patladı ve yine 252 uçuş iptal oldu. Ben de bu sırada Londra aktarmalı Kanada’ya uçuyordum. Yanardağdan yayılan küllerin görüşü kapatması nedeniyle iki gün boyunca Londra’da mahsur kaldım on binlerce yolcu ile birlikte…

Ancak 200 sene önce, 1783 yılında Laki Yanardağı’nında gerçekleşen patlama bugüne kadar kaydedilen tarihin en büyük felaketlerinden biri. Sekiz ay boyunca ölümcül kül ve lav, adanın beşte birini öldürmüş. Kül uzaklara yayılarak dünyaya karanlık ve açlık getirmiş. Hatta Avrupa’da ‘Laki Dumanı’ olarak bilinen hava kirliliğine sebep olmuş. Hollanda’da deniz donmuş ve hatta Hindistan’a kadar uzanan iklim değişiklikleri yaşanmış bu patlama yüzünden. İzlanda’dakiEldhraunlav tarlaları ise bu patlamaların sonucunda erimiş kayaların akışı ile oluşmuş. 

Zorlu coğrafya şartları nedeniyle nüfusun %40’nın yaşam alanı %40’ı başkent Reykjavik. Dünyanın en kuzeyindeki başkent olan şehir, kış aylarında sadece dört saat güneş alıyor, yazın ise neredeyse gün boyu. 

Reykjavik’in doğal limanı adanın ana geçim kaynağı, bir ticaret ve geçiş bölgesi. Balık en önemli ihracat maddesi ve İzlandalıların hayatta kalmasını sağlayan geçim kaynağı. 

Günümüzde ada topraklarından yüzde birinden daha azı ekilebilir. Balıkçılık hala büyük bir gelir kapısı ve hatta bir yaşam biçimi. İzlanda iyi besleyen Kuzey Atlantik suları bereketli olduğu kadar tehlikeli de. Ada kıyılarında karşılaşılan ve hızla değişen hava sistemleri güçlü akıntılara ve fırtınalara sebep oluyor. 

Yüzyıllar boyunca İzlandalı denizciler okyanusun gücüne saygı duymayı öğrenmişler ve Tanrıların yardımını istemek için dualar etmişler. İzlanda kıyıları kiliselerle kaplı. Sunakları bir balıkçının denize açılmadan önce en son ve gelince ilk ziyaret ettiği yerler. Ancak duaların bir garantisi yok. Pek çok balıkçının mezarı Atlantik’in zalim gücünü kanıtlıyor. İzlanda da şöyle deniliyor: ‘Alan da veren de denizdir!’

İzlanda’nın kaderi iyi ya da kötü hepimizi etkiliyor. Son yıllarda İzlanda değişime uğrasa da büyük zorluklar kapıda. Bin yıldan uzun süredir İzlanda kültürü zorlu çevre koşulları ile mücadele ediyor. Şimdi ise ada sakinlerinin buna karşı koyacak gücü var. Felaketleri önceden tahmin edebiliyor. Doğayı istediği şekilde yönlendirebiliyorlar. Ama bu ne kadar sürecek? Bir kez daha balıkçılar ekonominin en önemli parçası fakat denizler sonsuz bir kaynak değiller. Sanayiciler doğanın gücünü kullanarak alternatif bir gelecek yaratabilir.. Ama bu kaynaklarda tükenebilir. Dünya ısındıkça İzlanda bir dönüm noktasına gidiyor. Sürdürülebilir bir yol arıyorlar. Dünyanın gözü daha önce hiç olmadığı bir biçimde pek çok açıdan Avrupa’nın  bu son vahşi noktasında. 

2008 Yılında İzlanda Bir Gecede İflas Etmiş

1991 yılında İzlanda kıyılarında 1.000.000 metrik tondan fazla balık yakalanmış. Reykjavik küçük bir kasabadan, hareketli bir ticaret başkentine dönüşmüş. Ekonomi patlamış. İzlandalılar lüks yaşamın tadına varmışlar ve dünyanın en zengin uluslarından biri olmuşlar, bir süreliğine…

Bütün dünyada ucuz krediler verilirken adadaki balıkçılar bile bu ucuz kredilerden yararlanmış. Bankalar balık kotaları karşılığında onları kredi çekmeye teşvik ettişler. Henüz yakalanmamış balıklar karşılığında büyük paralar alan İzlanda böylece kredi tuzağına düşmüş. 

Fakat 2008’de dünya ekonomisi bocalamaya başlayınca İzlanda neredeyse bir gecede iflas etmiş. Bankalar İzlanda’yı icraya vermiş. Bir gecede pek çok kişi iflas etmiş, işsiz kalmış. Fakirleşen İzlandalılar sokaklara dökülmüşler. ‘Mutfak Devrimi’İzlanda tarihinin en şiddetli protestolarından biri olmuş. Kendilerini felakete sürükleyen hükümete kızan ada halkı geleneksel yöntemlere geri dönmek istiyormuş. Böylece balıkçılık bir kez daha İzlanda’nın ekonomik can damarı olmuş. 

Onun kaderi iyi ya da kötü hepimizi etkiliyor. Son yıllarda İzlanda değişime uğrasa da büyük zorluklar kapıda. Bin yıldan uzun süredir İzlanda kültürü zorlu çevre koşulları ile mücadele ediyor. Şimdi ise ada sakinlerinin buna karşı koyacak gücü var. Felaketleri önceden tahmin edebiliyor. Doğayı istediği şekilde yönlendirebiliyorlar. Ama bu ne kadar sürecek? Bir kez daha balıkçılar ekonominin en önemli parçası fakat denizler sonsuz bir kaynak değiller.

Sanayiciler doğanın gücünü kullanarak alternatif bir gelecek yaratabilir.. Ama bu kaynaklarda tükenebilir. Dünya ısındıkça İzlanda bir dönüm noktasına gidiyor. Sürdürülebilir bir yol arıyorlar. Dünyanın gözü daha önce hiç olmadığı bir biçimde pek çok açıdan Avrupa’nın  bu son vahşi noktasında. Bölgenin kaderi hepimizi ilgilendiriyor!

Küresel Isınmanın Etkisiyle İzlanda’nın Buzulları Eriyor

Vatnajökull Buzulu

Ne yazık ki, İzlanda’nın doğası, adanın daha önce hiç görmediği bir hızla değişiyor. Son 40 yılda küresel ısınmanın etkisiyle buzulların neredeyse %5’i erimiş. Vatnajökull Avrupa’nın en büyük buz kütlesi. 800 metre derinliğinde ve 8000 kilometrekareden büyük bir alana sahip. Tehlikeli bir hızla küçülüyor. 100 yıl içinde eriyen buzlar nedeniyle burada şu anda bir göl oluşmuş. Tabi göl özellikle turistler için çok güzel görüntüler sunuyor ancak aslında bu hem İzlanda, hem de dünyamız için büyük bir tehlike. 

Buzullar her yıl 60 metre daha içeriye doğru giriyor. Bu hızla gittiğinde belki de 50 yıl sonra burada buzul olmayacak, dolayısıyla da hem adanın, hem de dünyanın iklimi değişecek.

Enerji İzlanda’nın ana gücü. İzlandalılar enerji potansiyelini kullanmada dünya lideri. Neredeyse tüm evler jeotermal enerji ile ısıtılıyor. Ama asıl gücü buzul nehirleri. Maalesef küresel ısınmayla eriyen buzullar nehirlere karışıyor. Hızlı ve şiddetli aktıklarından hidroelektrik üretme potansiyeli çok yüksek ve sanayi şirketleri onu kullanmak için sırada bekliyor.

2003 senesinde kurulan alüminyum fabrikası İzlanda’nın kaderini değiştirmiş. Böylece ekonomik krizden hızlıca toparlanma fırsatı yakalamış ada halkı… Hatta en önemli geçim kaynağı olan balıkçılığın bile yerini alacak gibi gözüküyor.

İzlanda Turizm ile Yeniden Canlanmış

İzlanda’nın bir diğer çıkış kapısı ise turizm olmuş. On yıl öncesine kadar kendi yalnızlığı ile yaşayan ada halkı sosyal medyanın etkisiyle dış dünyaya açılmışlar. Sinema tarihinin en büyük bütçeli işlerinden biri olan Game of Thrones dizinin de burada çekilmesi dikkatleri adaya çevirmiş.

Game Of Thrones dizisinin bazı bölümleri bu kayalıkların önünde çekilmiş.

Bugün turizm İzlanda’nın en iyi gelir kapılarından biri. 350 bin nüfuslu adaya son iki yılda üç milyon turist gelince İzlandalılar bile şaşırmış. Hatta bu durumdan hoşlanmayanlar bile var.

İzlanda’nın kuzey doğu kıyısında bulunan Hüsavikdenizci Vikinglerin ilk yerleştiği yerlerden. İnsanlar burada yüzyıllar boyunca balıkçılıkla geçinmiş. Bugün ise İzlanda’nın balina izleme merkezi olmuş. En önemli balina izleme merkezlerinden biri ise ‘Gentle Giants’

Bu arada balina avlamak ve yemek de serbest İzlanda’da. Ancak halk yakalamaktansa izleyerek daha çok gelir elde edeceklerine inanıyorlar.

Balinağı Avlamak mı Yoksa İzlemek mi?

Turizm sektörü memleketteki vahşi yaşamın ve doğanın turistleri buraya çekebileceğini keşfetmiş. Pek çok kişi balıkçı teknelerini yenileyerek balina gözlem teknesi haline getirmişler. Gentle Giants oradaki şirketlerden sadece bir tanesi ancak işler İzlanda’nın deniz memelilerinin aleyhine gelişiyor. Uluslararası yasağı bozan hükümet balina avlama yasağını kaldırdı. Balina avcıları yeniden ortaya çıktı. Turistlerin izlemeye geldiği bu muhteşem yaratıkları öldürmek yeniden serbest hale geldi. Balinaları avlama kararı tartışmalı bir karar. Pek çok kişiye göre bunun hiçbir mantığı yok. Balinaları izleterek, onları öldürmekten çok daha fazla para kazanabileceklerine inanıyorlar. 

Ticari avlar balina izlemenin getirdiği gelirin beşte biri kadar gelir sağlıyor fakat pek çok İzlandalı onları avlama haklarını şiddetli bir biçimde savunuyor. Yurtdışından gelen tepkilere rağmen bu eski geleneklerini korumak istiyorlar. Eskiden yaptığımız gibi balina avlama işine geri dönmek tamamen politik bir karar diye düşünüyorlar. 

Balina izleme ile birlikte balina avcılığının devam etmesi turistler için bir ikilem yaratıyor. Balina izlemeden uzaklaşılırsa tek geçim kaynağı bu olan Hüsavik ve diğer şehirler için bir felaket olabilir. 

Ekoturizm İzlanda’nın en hızlı büyüyen sektörlerinden biri ama karlı sezon kısa sürüyor. Çok az gün ışığı olduğundan turistler kış aylarında burayı tercih etmiyorlar. Bu yüzden Hüsavik gibi pek çok kasaba hayalet kasabaya dönüşüyor. Gelir sağlamak amacıyla pek çok yerli, iş olanaklarının daha iyi olduğu şehirlere gidiyor. Bu değişim adanın dört bir yanında gerçekleşiyor ve Reykjavik nüfusu son 20 senede iki kat arttı. Bu göç devam ederse Hüsavik gibi yerler haritadan silinecek. Hüsavik hakkındaki belirsizlik İzlanda’nın nasıl bir dönüm noktasında olduğunu gösteriyor.

İzlanda’ya Has At ve Koyunlar Vikinglerin Eseri

İzlanda’ya ilk yerleşen Vikingler, gemilere daha çok sayıda at sığdırabilmek için kısa ve ufak tefek olanlarını seçmişler. Bu sebeple bugün sadece İzlanda’ya has olan bir at türü gelişmiş. Kısa bacaklı, uzun ve sarı saçlı atları İzlanda’nın adeta sembolü.

Atları adanın dışına çıkarmak yasak. Hatta bir şekilde ada dışana çıkan at asla geri alınmıyor. Hastalık getirme ihtimaline karşı. Türü korumak için oldukça mücadele veriyor ada halkı… 

Bir yandan bu atlar turizmin de bir parçası olmuş. Turistlerden atları sevme ve besleme karşılığında para alan çiftlikler var. Atlar da oldukça cana yakın. Belki bu düzene alıştıklarından olsa gerek yollarda serbestçe gezen atlar dahi sizin görünce koşa koşa kendilerini sevdirmeye geliyorlar.

İzlanda koyunları da aynı şekilde Vikingler tarafından koyun ve keçinin birleştirilmesiyle yeni bir tür olarak ortaya çıkmış. Biz maalesef hiç koyun göremedik. Bu bile İzlanda’ya bir daha gitmek için bir sebep olabilir 🙂

1 YORUM

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.