Toskana, tarihi dokusu ve uçsuz bucaksız manzaralarıyla İtalya’nın en çok turist çeken bölgelerinden biri. Dört vadinin kavşağındaki Arezzo ise tarihi ve modern yüzüyle ziyaretçilerini bekliyor.

Arezzo‘ya girdiğinizde zamanda geriye doğru bir yolculuğa çıktığınızı hissediyorsunuz. Başlangıç noktası olarak şehrin tepesi sayılacak Park Pietri‘nin girişini alabilirsiniz. Buradan başlayan yol, dar sokaklarla birbirine bağlanıyor ve her sokakta yeni bir dünyaya adım atıyorsunuz.

Şehrin küçük meydanı Piazza della Liberta, gösterişli bir katedrale, Ortaçağ kulelerine ve şehre giriş çıkışları kontrol edermiş gibi görünen beyaz mermer heykele ev sahipliği yapıyor.

Katedralin dış duvarlarını takip ederek yürüdüğünüzde ise karşınıza şehrin büyük parkı çıkıyor. Parkın ortasında ünlü İtalyan şair Petrarca‘nın heykeli var. Fransız tarzındaki park, Casentino Vadisi, çevredeki üzüm bağları, zeytinlikler ve yerleşim alanlarına giden kıvrımlı yollara doğru panoramik bir manzara sunuyor.

Floransa’daki egemenliğini güçlendirmek için I. Cosimo tarafından yaptırılan Medici Kalesi ise beş köşeli bir yıldız biçiminde. Kaleyi inşa etmek için kullanılan taş, kentin merkezindeki Roma amfiteatrdan taşınmış ve kale birkaç kez restore edilmiş, Buna rağmen 1500’lerden kalma askeri mimarinin önemli bir örneği olmaya devam ediyor.

HÜMANİZMİN BABASI PETRARCA’NIN EVİ
Park Pietri’nin altında ‘Hümanizm Babası’ olarak anılan Petrarca’nın evi var. Gezmek için küçük bir ücret ödemek gerekiyor.

Aynı yerde 15. yüzyıldan kalma, İtalyan yazar Giovanni Boccaccio‘nun Decameron‘da ölümsüzleştirdiği ‘Tofano’nun kuyuları’ olarak bilinen kuyuyu da görebiliyorsunuz. Evin solunda 1278 yılından itibaren Palazzo del Capitano del Popolo‘nun kalıntılarını barındıran küçük bir park bulunuyor ve buradan Palazzo Pretorio‘nun etkileyici manzarası izlenebiliyor.

BAYRAK ATMA YARIŞI
Piazza della Liberta neredeyse 10 metrelik bir eğime sahip. Yağmur yağdığında suyun meyil alıp yapılara zarar vermemesi üzerine tasarlanmış. Bir zamanlar Roma Forumu olduğuna inanılan alan şimdi ayda iki kez antika fuarı ve ünlü Giostro dei Saracino‘ya ev sahipliği yapıyor.

İtalyanların en eski geleneklerinden Giostra dei Saracino, at üzerinde en yükseğe bayrak atma yarışması olarak özetlenebilir.

Meydanda aynı zamanda, Ortaçağ’dan kalma evlerin silüetini, Palazzo della Fraternita dei Laici‘yi ve 1500’lerden kalma çeşmeyi görebilirsiniz.

Bildiğiniz gibi İtalyanlar kahve molalarına pek düşkün ve bu meydan da yerel halkın kahve molası için tercih ettiği yerlerden biri. Meydana araçların girememesi de bence tercih edilme sebeplerinden biri.

Yürüyüşe devam ederken karşınıza girişi sütunlarla dekore edilmiş Pieve Kilisesi çıkıyor. Ana yoldan aşağı doğru yürümeye başladığınızda şehrin karakteri de değişiyor. Modern ve şık dükkanlar ile daha canlı burası. Turistler ve gençler de vakit geçirmek için burayı tercih ediyor.

Francesco Crispi Caddesi‘nden sola dönüp sağ taraftaki kısa yoldan aşağıya doğru indiğinizde ise karşınıza yine yeşil bir park çıkıyor. Buradaki Roma amfiteatrın kalıntılarına hayran kalacaksınız. Bir zamanlar yaklaşık 13 bin kişinin toplandığı yapı, maalesef yıllar içinde yavaşça yıkılmış ve şimdi sadece iskeleti kalmış.

MÜZEDEKİ ETKİLEYİCİ KOLEKSİYON
Ardından Arkeoloji Müzesi‘ne bir ziyaret tarihin gizli kalmış kayıtlarına dair bir fikir edinmenizi sağlıyor. Müze, Etrüsk ve Roma seramikleri ve cam eşyalardan oluşan etkileyici bir koleksiyona ev sahipliği yapıyor.

Giriş Tarihi: 7.10.2018