Cinque Terre, İtalya’nın beş sevimli köyü. her sene özellikle yaz aylarında, minicik omuzlarına binlerce turisti alan rengarenk köyler bugün bizi de ağırlıyor. Dün sabah erken saatlerde başlayan mücadeleli bir yolculuktan sonra, akşamüstü saatlerinde Monterosso’ya varıyoruz. Asıl adı Monterosso Al Mare!

Monterosso, Cinque Terre’deki beş köyden en büyüğü. Sırasıyla Monterosso Al Mare, Vernezza, Corniglia, Manarola ve Riomaggiore olarak dizilmiş bu köyler. Eski şehir ve yeni şehir olarak ikiye ayrılmış durumda. İki şehir birbirine yürüyerek geçebileceğiniz bir tünelle bağlanmış. 2011 Ekim’de selden dolayı çok zarar görmüşse de hızla toparlanmış. Kumsalı ve şıkır şıkır deniziyle tabi ki yaz aylarında yerli, yabancı herkesin gözdesi.

Pırıl pırıl deniziyle, yerli ve yabancı turistlerin gözdesi sahiller…

La Spezia provansına bağlı bu köy, diğerleri arasında en büyük olanı. Tüm köyler gibi bu köy de şarabı ile meşhur, özellikle de beyaz şarabı ile. Ama bunun yanında en meşhur olduğu diğer ürün ise limonları. Tabi ki zeytin ve zeytinyağını da unutmamak gerekir. Ürünleri dışında tek tip şemsiyelerle donanmış plajları, cam gibi denizi ve çamaşırların asılı olduğu renkli panjurlu evleri de Monterosso al Mare’nin adeta dekorları.

Biz ise, son gece rast gele seçilmiş otelimizden dolayı çok mutluyuz. Otelin güzelliği, yerinin sahile yakın oluşu bizi çok sevindiriyor. Zira çok endişeliydik. Hızla üstümüzü değiştirip hemen kendimizi sahile atıyoruz. Günün yorgunluğu ancak serin sulara atlamakla geçeceğini biliyoruz çünkü…

Sahile inince, plajda insanı şaşırtan bir şemsiye ahengi olduğunu görüyoruz. Alabildiğine uzanan bir kumsal ve tek tip şemsiyeler! Harika deniz ve kumsallar, bugün turistlerin buraya geliş nedeniyken, yıllar boyunca da korsanların geliş nedeni olmuş. Köy, uzun yıllar bu saldırılarla başa çıkmak zorunda kalmış.

Kısa bir serinlemenin arkasından, çarşıya da kısaca göz atiyoruz. Her yer buram buram İtalya!! Renkli panjurlu evler, her yerde asılı çamaşırlar, dar sokaklar. Dantel satan dükkanlar, zeytinyağı dükkanları, şarapçılar, limoncello tattırmaya çalışanlar. Ve Ağustos olduğu için tüm İtalyanlar da burada tatilde…

monterosso_28 monterosso20120819_0081 monterosso20120819_0086 monterosso20120819_0083

Biz ne yazık ki rastlayamıyoruz ama Monterosso aynı zamanda festivallerin de yoğun olarak yapıldığı bir yer. Limon Festivali, çiçeklerle resimlerin yapıldığı Corpus Domini, herkesin dönem kıyafetlerini giyip Monterosso’nun Genova’lılar tarafından ele geçirilmesini temsil ettikleri 1200’ler gecesi gibi. Bir de şunu unutmamak gerekir ki Cinque Terre’den Portovenere’ye kadar olan bölge UNESCO Dünya Mirasları Listesi‘nde.

Monterosso’da görülecek yerlerden biri de Fegina kumsalının sonundaki Monterosso Devi (Monterosso Giant). 14 metrelik dev Neptün heykeli, 900’lü yıllarda inşa edilmiş ünlü Villa Pastine’in dekorasyonun bir parçasıymış aslında.Ellerini havaya kaldırmış, dev bir istiridye kabuğu taşıyormuş. Bu kabuk ise evin terasını oluşturuyormuş. 900’lü yıllarda düşülünen mimariye bakın! Ancak maalesef II. Dünya Savaşı sırasında, adanın pek çok yeri gibi villadan eser kalmamış ve Neptün heykeli de çok hasar almış.

Sahilde yaptığımız kısa yürüyüşün ardından heykeli görüp, kendimizi dayanılmaz sulara atıyoruz. Dönüşte yine ara sokaklarda dolaşarak, köyü keşfe devam ediyoruz.

Otele gelip biraz dinlendikten sonra, tekrardan akşam yemeğimiz için hazırlanıp çıkıyoruz dışarı. Etrafta çok keyifli bir sürü restoran varken, içimizin sesini dinleyip eski şehirin içindeki (ki otelimizin olduğu bölge) CİAK adındaki restoranı gözümüze kestiriyoruz ve hatta tam olarak bir buçuk saat kuyruk bekliyoruz. Hayatımda hiç bir yemek için böyle bir kuyruk beklemedim. Fakat ilginç bir şekilde sürekli “şimdi alıyoruz sizi” dedikleri için de, nasılsa bu kadar bekledik deyip çıkamıyoruz bir türlü sıradan. Üstelik de arada bizden sonra gelenleri masaya alınca tansiyonlar epey yükseliyor elbet. Kısa bir tartışmadan sonra nihayet bizi masaya alıyorlar. Deniz mahsullü spagetti için bu kadar uğraş! Kişi başı 30 avroya yakın bir hesap ödüyoruz.. Yemekler başarılıydı ama bu kadar beklemeye değer mi onu bilemedim doğrusu!

Monterosso’da hayat gece onbir civarı bitiyor, zaten bizdeki yorgunluğun üstüne restoran kuyruğu, masa kavgası filan eklenince en iyisi otele gidip yatmak diye düşünüyoruz. Ne de olsa yarın yeni bir gün!

Terasımızdan Monterosso manzarası…

Asma katlı odamıza gidip güzelce uykudan, ertesi günü güne oldukça zinde başlıyoruz. Bizim için en güzel süprizlerden biri terastaki kahvaltı. Terasa çıktığımız anda otelin ne kadar güzel olduğunu bir kere daha farkediyoruz. Terasın dekoru çok güzel olmasa da tüm şehri ve denizi tepeden görmek harika!

4 Yorumlar

CEVAP VER