Avrupa’da görülecek yerler dendiğinde aklımıza hemen Paris, Londra, Berlin gibi bilindik şehirler gelir. Elbette bu şehirler de çok güzel ancak görülecekler buralarla sınırlı değil. Biraz daha alternatif rotalar arayanlar için Orta Avrupa, hem geçmişten bugüne sunduğu tarihi ve kültürel miras hem de doğal güzellikleri ile son zamanlarda turistlerin gözde rotalarının arasında. Son yıllarda özellikle, Hırvatistan ve Dubrovnik, Budapeşte, Prag, Viyana gibi destinasyonlar seyahat severler için, bilindik şehirlerden daha da öne çıkmakta.

Fransız kökenli ve 16 yıldır turizm sektöründe hizmet veren Cafe Tur, her gün hareketli ve kişiye özel turları ile özellikle yurtdışı turlarında uzmanlaşarak, 340 farklı destinasyonda olduğu gibi bu rotalarda da ön plana çıkmakta.

İşte Orta Avrupa’da görülmesi gereken beş müze şehir:

1. Dubrovnik
Hırvatistan’ın Adriyatik Denizi sahilinde bulunan ve eski adı Ragusa olan Dubrovnik, 1991 yılında Yugoslavya’dan ayrıldığı iç savaşta oldukça hasar görmesine rağmen, UNESCO’nun desteğiyle hızla onarılmış ve eski tarihi dokusunu neredeyse aynen kazanmış.
1890 yılında yapılan Opatija Grand Hotel ve 1897 yılında yapılan Dubrovnik Hotel İmperial lüks otellerinin turizme açılmasıyla, bu güzel şehir seyahat severlerin en gözde rotalarının arasına girmiş.
Çan kulesi, Orlando Sütunu, Rektör Sarayı, Pile Kapısı, Ploce kapısı, Aziz Blaise Kilisesi, Sponza sarayı gibi pek çok eser turistlerin en çok ilgi gösterdiği gezilecek yerler arasında. Antik şehir surlarından Dubrovnik’in eşsiz manzarası seyredilebilir. Eski şehir kısmındaki Fransisken Manastırı içindeki tarihi eczane ise başlı başına ziyaret edilmeli. Bir ziyaret edeni kendine aşık eden ve yeniden ziyaret etme isteği yaratan, hem tarih, hem doğa, hem de deniz ve güneş tatili arayanlara sonsuz seçenekler sunan Hırvatistan turları özellikle yaz döneminde çok ilgi görüyor.
2. Budapeşte
Bir elmanın iki yarısı birleşmiş ve ortaya Budapeşte çıkmış. Tuna nehrinin böldüğü Budin (Buda) ve Peşte şehirlerinin Chain Köprüsü ile birleşmesiyle bir araya gelmiş Orta Avrupa’nın en güzel şehirlerinden biri Budapeşte. Zamanında ‘Doğu Bloğu’nun Paris’i’ olarak da adlandırılan bu keyifli şehir, tarih, sanat, mimari, lezzet, gece hayatı gibi bir seyahatte istenilebilecek her şeyiyle kucak açmış seyahat severlere.
Aynı zamanda Macaristan’ın başkenti olan şehirde, Tuna Nehri’nin eşsiz manzarasını izlemek için Gellert Tepesi’ne çıkabilir, Gül Baba Türbesi’ni ziyaret edebilir, Rönesans Sarayını gezebilir, Tuna Nehri üzerinde tekne ile gezebilir, UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi’nde yer alan Balıkçı Tabyasındaki kafelerde keyif yapabilir ve meşhur kaplıcalarında dinlenebilirsiniz. İster yalnız gidin, ister kalabalık bir tur ile Budapeşte turları her şekilde sizi mutlu edecektir.
3. Prag
Geçmişte Çekoslavakya’nın, şimdi ise Çek Cumhuriyeti’nin başkenti olan şehir, Bohemya’da Vitava nehrinin üzerinde yer alır. ‘Altın şehir’, ‘Doksanların Sol Bankası’, ‘Masal Şehri’, Şehirlerin Anası’ ve ‘Avrupa’nın Kalbi’ gibi isimlerle de anılsa da pek çok seyahat severin ortak görüşü olarak, dünyanın en güzel şehirlerinden biri. UNESCO Dünya Kültür Mirasları Listesi’nde de yer alan şehir, II. Dünya Savaşından neredeyse hiç hasar almadan çıkmayı başarmış. Bunun sonucunda da bugün hala tarihi ev ve mekanları görmek mümkün.
Pek çok köprü, iki yakayı adeta dantel gibi birbirine bağlamış.

Charles köprüsü içlerinden en ünlü olanı. Üzerinden 75’ten fazla heykel barındıran köprü her zaman çok kalabalık ve turistler, ressamlar ve hediyelik eşya satanlarla her daim cıvıl cıvıl.
Köprülerinin dışında, Prag’ın dokuzuncu yüzyıldan kalma kalesi, Eski Kent Meydanı (Staromestske nam), Astronomik Saat, Eski Kent Köprü Kulesi (Stare Mesto), Yahudi mahallesi ve St. Nicholas Kilisesi gezilecek yerlerin başında geliyor.
4. Gdansk
Güzelliğinden olsa gerek, bu büyülü şehir, on ikinci yüzyıldan beri Almanya ile Polonya arasında çekiştirilip kalmış. Şehir, üzerlerinde müthiş işçilikler ile çok şirin işlenmiş muazzam tarihi binaları ile adeta birer dantel gibi örülmüş. İçinden geçen Motlawa nehri ise şehre ayrı bir güzellik katmış. Tarihi geçmişi ve kültürel öğeleri ile kendinizi ortaçağda hissedip, o büyülü ortama hemen girebilirsiniz.
I. Dünya Savaşı sonunda Almanya yenilince, nüfusun neredeyse tamamı Alman olmasına rağmen ‘Özgür Şehir’ ilan edilmiş ve yetkisi Milletler Cemiyetine verilmiş. 1939’da Almanlar tarafından tekrar işgal edilince, yine Alman topraklarına katılmış. (Eski adı Danzing olarak) II. Dünya savaşı sonunda ise Gdansk adını alarak Polonya’ya bağlı bir şehir olmuş.
Zaman zaman dünyanın ‘Amber’ merkezi olarak da adlandırılan bu şehirde, bu taşın her türünü bulmak mümkün.
Dluga Street (eski şehir) ve civarı, tarih ve sanatın yanında, birbirinden keyifli kafe ve restoranları ile bir lezzet şöleni de sunar. Gece hayatının da ünlü olduğu Gdansk, Baltık Denizi’ne olan kıyısıyla aynı zamanda önemli bir liman kenti.

5. Viyana
Avusturya’nın başkenti ve en büyük şehri Viyana, tarih boyunca Avrupa’nın en önemli diplomatik olaylarına ev sahipliği yapmış. Uzun yıllardır dünyanın en yaşanılabilir şehirleri listesinde ilk sıralarda olan şehir, I. Dünya savaşında nüfusunun dörtte birini kaybetmesine rağmen, coğrafi konumu sebebiyle yıllarca bir çok imparatorluğa başkentlik yapmış. Bu sebepten, gerek kültür, gerekse tarih ve sanat olarak ziyaretçilerine tam bir müze şehir olarak kucak açar.
Bugün hanedanlıktan daha çok adı bilinen, filmlere de konu olmuş meşhur prenses Sisi’nin sarayı olarak adı geçen Hofburg Sarayı ve Schönbrunn Sarayı, hanedanlığın şaşaasını gözler önüne seren, mutlaka ziyaret edilmesi gereken yerler arasında. Ayrıca Opera Binası, Belediye Binası, Sanat Tarihi Müzesi, Kelebek Evi, Belvedere Sarayı ve şehrin sembollerinden St. Stephan Katedrali ise şehirde görülmesi gereken diğer tarihi eserler. Opera ve müzik severler içinse, yıl boyu düzenlenen festivallerin yanında, her zaman izlenecek eserler bulmak da mümkün.

Tabi Viyana’ya kadar gidip de, dünyaya mal olmuş meşhur şnitzeli ve ‘Sacher’ turtası yemeden dönmek olmaz. İstanbul’un da kardeş şehri olan Viyana, dört mevsim için farklı farklı sunduklarıyla defalarca ziyareti hak eder.
Dünya güzel, gezmek ve keşfetmek ise ayrı bir keyif. Bugün seyahat severlerin yeni yerler görebilmesi için tur şirketleri farklı ve bütçeyi zorlamayacak çeşitli alternatifler sunuyor.
Cafe Tur ile Türkiye’de ve dünyada ilk defa uygulanan bir sistemle, yalnızca belirli bir zaman aralığında değil, siz ne zaman isterseniz tura başlayıp bitirebildiğiniz, kontenjan dolmasını beklemeden, iki geceden on beş geceye kadar program yapabilirsiniz.

Cafe  Tur, yılın her günü kesin hareketli, %100 online rezervasyon yapabildiğiniz ve uçuşlar, konaklama, Türkçe rehberlik hizmeti, transferler, seyahat sigortası, alan vergileri dahil paketler sunan, 104.000 üzerinde otel ve 260’a yakın havayolu firmasıyla birlikte milyonlarca farklı tur alternatifi ile gezginlere seyahat etmenin kolay ve ucuz da olabileceğini ispatlıyor.

CafeTurLogo

2 Yorumlar

CEVAP VER