600 yıllık bir geçmişi olan, Kenya’nın 42 kabilesinden belki de en meşhur olan Masai Kabilesi. Aslında nüfus yoğunluğu olarak yirminci sırada olmasına rağmen, ünleri dünyaya ulaşmış durumda. Toplam nüfusunun 900 bin olduğu tahmin edilen bu kabileleri görmek için Kenya milyonlarca turisti misafir ediyor tüm yıl boyunca.

İnce, uzun boylu yerliler çok estetik bir vücut yapısına sahipler. Belki beslenme şekilllerinden, belki de bir tazı gibi zıplıyor oluşlarından kaynaklanıyor diye düşünüyorum. Beslenmenin etkisi büyük olsa gerek. Ne de olsa her şeyi direk kaynağından alarak, gerçek organik bir beslenme içindeler.

Masailer, doğaya olan saygılarından ve ortamlarına uyum sağlayabilmek için son derece sessiz ve yavaş hareket ediyorlar. Bu sessizlik, yaşadıkları ortamdaki diğer canlılara saygılarından ve korunma içgüdüsünden kaynaklanıyor. Köyün erkekleri günlerce, kilometrelerce yürüyebiliyor ya da saatlerce ayakta durabiliyorlar. Uzun sopası, mızrağı ve rungusu tek mal varlığı ve gücünün simgesi.

5-10 evden oluşan gruplarla yaşanılan yere ‘Manyata’, içindeki evlere de ‘Ann’ deniliyor. 6-7 metrekarelik bu evlerde bir ebeveyn odası ve mutfağın da içinde olduğu bir hol var. Evler bir avlunun etrafına yapılıyor. Akasya dalları, çalılar, güneşte kurutulmuş sığır dışkısı ve idrarı kullanarak ev yapma görevi kabilenin kadınlarına ait.

Evinin duvarlarını yapan Masaili kadın…

Evlerin kapıları çok küçük. Gece yırtıcı hayvan girmesin diye olduğunu söyleyen de var, sıtmaya karşı sivrisineklerden korunmak için diyen de… Her gece kabilenin bir erkeği yırtıcı hayvanlara karşı nöbet tutuyor.

Evleri çok ufak ve mutfak yok sayılır.

Renkli boncuklarla yapılan takılar, yerlilerin adeta simgesi. Aslında bu takılar rast gele takılmıyor. Kadınların, bekar ya da evlli olduğu taktığı takılardan anlaşılıyor. Ayaklara taktıkları metal halkalardan çıkan sesler ise, ormanda yürürken yerlerini belli etmelerine yarıyor.

Halk, daha ziyade süt ve bitkilerle besleniyor. Nadir olarak et yiyorlar. O da hastalandıklarında keçi eti. Avcılık yapmıyorlar. Sadece kendilerini koruma amacıyla hayvanları öldürüyorlar.

Doğuştan savaşçı ruhları var ama bunu sadece kendilerini korumak için kullanıyorlar. Birbirlerine ya da doğadaki herhangi bir canlıya zarar vermiyorlar. Tam tersi doğayı korumak onlar için çok önemli. Hatta bu yüzden ölülerini gömmüyorlar bile. Ölü bedenlerin toprağa zarar vereceği düşüncesiyle sadece şefler gömülüyor. Diğer ölüler nehir kenarına atılıyor ve yabani hayvanlar doğanın dengesini devam ettirebilmek için bu cansız bedenleri yiyorlar.

Daha önceleri sadece tanrı (ya da büyük yaratacı) inancı olan yerlilerin pek çoğu bugün Hristiyanlığı kabul etmiş durumda.

Kadın-erkek tüm yerlilerin, 6-7 yaşlarında kulak memeleri törenle ortadan kesiliyor. Bu kesiğin içine yerleştirilen tahta rulo sayesinden delik kapanmadan büyüyor. Zaman içinde gittikçe daha büyük tahta rulolar koyarak deliği büyütüp; etrafı çeşitli takılarla süslenmiş kulak memeleri yaratıyorlar.

Yerli kabilelerde kız-erkek her çocuk sünnet ediliyor. Sünnet onlar için ergenliğe geçiş töreni. Eskiden erkek çocuklar ergenliğe geçiş için aslan avlarmış. Ancak nesilleri tükenme tehdidi altından olduğundan, bu gelenek herhangi bir büyük baş olarak değişmiş. Kız çocukları ev işlerinde annesine yardım ederken, erkek çocukları kabilenin hayvanlarından sorumlu.

Kadın ve erkekler arasında da görev dağılımı var. Kadınlar ev işleri ve çocukların yetiştirilmesinden, erkekler ise hayvanlara bakmakla görevliler. Elektrik ve suyun olmadığı köylerde, uzaklardan su taşıma görevi de kadına ait.

Erkekler altı eş alabiliyorlar. Ancak maddi açıdan eş almak kolay değil. Erkek, her eş için kızın ailesine on büyük baş hayvan vermek zorunda. Kız sahibi olan aileler bu açıdan şanslılar. Ancak son yıllarda kuraklık yüzünden hayvanların ölmesi ya da göç etmesi sonucu kabileler oldukça hayvan kaybetmiş durumdalar. Bu durumda da erkeklerin artık altı eşe verecek hayvanları yok. Her eş için ayrı ev açıyorlar ki bu da ayrı bir maddi zorluk olduğundan en fazla 2-3 eş ile evliler. Köyün en genci ile tanışıyoruz. 2010 yılında henüz 21 yaşındaydı ve bekardı. Çok eşliliğe inanmıyordu. Şimdi nasıl bir evlilik yaptı doğrusu merak ediyorum 🙂

Köyde yaşlı erkeklerin sözü geçiyor. Yerli halk, stresten uzak yaşıyor. Ya da stresi tanımıyor demek daha doğru. Her şey ‘Hakuna Matata’ yani hep sorun yok, her şey yolunda. Her sabah kalktıklarında ve akşam yatarken şükrediyorlar, çünkü bir gün daha yaşadılar.

Şanslı olan köylerde okul var. Çocuklar sinekler içinde ders yapıyorlar. Daha dört yaşındayken hepsi İngilizce konuşmayı öğreniyorlar ama kendi dilleri Swahili.

2005 ve 2010 yılı Kenya ziyaretlerimde farklı köylere gitme şansım oldu. Arada beş yıl olmasına rağmen hiç bir şeyin değişmemiş oluşu beni sevindirdi. UNESCO koruması altında oluşları sayesinde belki de aynı kalabilmişler. Ancak onların da çağa ayak uydurduklarını söylemek lazım. Son gidişimde biraz daha teknolojiklerdi ve hepsinin elinde cep telefonu vardı.

Köylere giriş ücretli ve ödeme işini genelde tur şirketleri ya da rehberler hallediyor. Yarı göçebe ve savaşçı, kırmızı ve mor renkli, ekoseli ‘suka’ adı verilen kumaşa sarılan köylülerin hemen hepsinin ayağında eski araba lastiğinden yapılmış sandaletler ve erkeklerin ellerinde güvenlik için kullandıkları asavari sopaları var. Bu sopalar aynı zamanda güçlerinin de simgesi.

Mzungu’ların yani beyaz adamların geldiği görünce özellikle kadınlar renk renk takılarını gözler önüne seriyorlar bir kaç parça satabilmek için…

Kadınlar ve erkekler sıra sıra dizilip şarkı ve dans gösterisi yapıyorlar. Her iki seyahatimde de hem köylerde, hem de konaklama yerlerinde akşam gösterisi olarak seyrettiğim bu danslarda nasıl olup da böyle zıplayabildiklerini anlamış değilim. Ama sanırım bu konuda yalnız değilim, belli ki bu zıplayışın sırrı henüz çözülememiş.

Köy halkının diğer bir meşhur gösterisi ise ateş yakma. Bir çucuk, çubuğun girebileceği deliği olan bir tahta parçası ve talaş kullanarak ateşin ne kadar basit yakılabileceğini gösteriyorlar.

Yanaklarındaki yuvarlak izler dikkatimizi çekti. Sorduğumuzda her kabilenin birbirinden ayırt edilmesi için bu tarz işaretleri olduğunu öğrendik. Çocuklar üç yaşına geldiğinde yuvarlak bir demir kızgın kor haline getirilip yanaklarında annesi tarafından bu izler yapılıyormuş. Gelenekler ve inanışlar söz konusu olduğunda insanoğlunun neler yapabileceğine burada tanık oluyoruz. İnsanın evladına böylesi bir acıyı nasıl verebildiğini anlamakta zorlanıyorum.

Kara Afrika’nın gülen gözlü halkı son derece güleryüzlü ve neşeli. İki kere gittiğim Kenya’dan her seferinde güzel anılarla ayrıldım, hele yerliler ile olanlar ise unutulmaz.

Yolda rastladığımız Masaililer bizi köylerine götürüyorlar.

Oya ile ben yürüyüş yaparken yolda rastladığımız yerliler bizi köylerine götürdüler. Yol boyunca fotoğraflarımıza eşlik eden yerlilerin reflektör ile tanışması son derece eğlenceli oldu. Bize adeta asistanlık eden köylüler, köye girinceye kadar reflektörü ellerinden bırakmadılar.

Köyde ışığı yansıtan reflekörü çocuklara ve kadınlara tutarak kahkahalar içinde güldüler. Köyün yaşlı ninesi ise bunun bir büyü aleti olduğunu sanarak bizi sopayla kovaladı.

Bugün hala beni gülümseten bu anım vesilesiyle Masai halkını daha yakından tanıma şansı buldum.

Masai köyü ziyareti sonrasında köylülerle sohbet ederken…

Turistik bir ortamdan uzak, tamamen onların içinde, sanki onlardan biri gibi köyde olmak, güleryüzlü ve cesur kabileyi tanımak hayatımdaki unutulmaz deneyimlerimden biriydi.

3 Yorumlar

CEVAP VER