Son dönemlerde nereye gitsem karşıma Ernest Hemingway çıkıyor. Küba, Key West derken Kenya’da bile Hemingway’dan bir şeyler bulmak ilginç. Evet Kenya, Amboseli Ulusal Parkı içerisinde yer alan Kilimanjaro Dağının tam karşısında aynı Hemingway gibi dururken, ‘Kilimanjaro’nun Karları’ romanını düşünmeden edemiyorum. Gerçekten tepesindeki karlarla, Kenya’nın güneşine karşı dimdik duran Kilimanjaro’yu fotoğraflamak için deklanşörüme basıyorum. Bu eşsiz manzarayı sadece hafızama kazımak yetmez diyorum kendi kendime…

2010 yılında ikinci kez geldiğim Kenya, bu sefer farklı destinasyonlar sunuyor bana. İlk gidişim beş sene önceydi ve fotoğraf makinam küçük bir kompakt makinaydı. Üstelik de fotoğraf konusunda hiç bir bilgim yoktu. Ama yolculuğumun sonunda hemen eğitimler alarak, buraya daha bilgili ve iyi bir ekipmanla gelerek bu fotoğraf cennetini yeniden keşfetmek istiyordum. Bu yüzden küçük bir arkadaş grubuyla, oradan bir tur satın alarak yeniden düştük Kara Afrika’nın yollarına…

İstanbul’dan bu sefer direk Nairobi’ye uçtuk. Daha önceki gelişimde Mısır aktarmalı uçup, hatta piramitleri tepeden gördüğümü önceki yazımda belirtmiştim. Türk Hava Yolları’nın 2009’da direk uçuş başlatması, bu bölgeye seyahati kolaylaştırdı. Nairobi’den safari araçlarımızla beş saate yakın bir yolculuk yaparak ilk konaklama durağımız olan Amboseli Ulusal Parkı’na vardık.

Konaklamamız, Kilimanjaro’nun tam karşısında, adını en yüksek tepesi Kibo’dan almış Kibo Safari Kamp’ta. Masai’nin dili Maa’daki “tuzlu toz” (salty dust) anlamına gelen Amboseli, tam bir kontrasta sahip bir yer. Park, Hollywood’ta bir Afrika film setini andırıken, Kilimanjaro Dağı’nın pembe renkli, karla kaplanmış tepeleri de tüm heybeti ile tam karşıdan ona bakıyor.

Amboseli Ulusal parkı, eski adıyla Masai Amboseli Reservi, Kenya’nın güneyinde, Tanzanya sınırında, Great Rift Vadisi içinde (Büyük Yarık vadisi). Ulusal Masai Mara Reservi ve Ulusal Nakuru Parkı’ndan sonra, Kenya’nın en çok ziyaret edilen üçüncü parkı.

10bin yıl önce 40 metre derinliğe sahip Amboseli Gölü’nün yerinde bugün savannahlar var. Otlaklar ve çalılıklar, çamurlu yollar… Amboseli’nin fotoğraflardaki standart görüntüsü, arkada Kilimanjaro, Afrika akasyası denilen ağaçların önünde filler olsa gerek.

Kilimanjaro Dağı ise, 5.895 metre ile Afrika’nın en yüksek noktası. Sönmüş bir yanardağ olan Kilimanjaro, kendine özgü doğasından dolayı 1987 yılında UNESCO tarafından Dünya Doğa Mirasları Listesi’ne dahil edilmiş.

Konaklamamız çadırlarda. Ama çadır deyince bildiğimiz çadırla gelmesin aklınıza. Oldukça lüks ve büyük çadırlar. Ama yine de doğanın ortasında olmanın sonucu sanırım, ya bir böcek sokması ya da zehirlenme sonucu ilk gecemi ne yazık ki mide problemleri ile geçiriyorum. Üstüne de Klimanjaro’nun tek kare fotoğrafını çekmemle fotoğraf makinam da bozulunca keyfim epey kaçıyor tabi. Neyse ki diğer fotoğrafçı arkadaşım yanında yedek makima getirmiş de, yolculuğun devamında yeniden fotoğraf çekebilmek için geldiğim bu rota bana zehir olmadı.

Sabahın ilk ışıklarıyla safari için uyandık. Gün doğumuyla safariye çıkmak oldukça heyecan verici. Bu yolculuktaki ilk safarimiz. Bu yüzden heyecanımız daha da fazla. Başlangıçta bir impala bile bizi heyecanlandırıken, sonrasında aslanların peşinden koşmaya başlıyoruz. Tepesi açık bir safari minibüsü içindeyiz. Tepesinin açık olmasından dolayı, rahatlıkla gözlem yapıp, fotoğraf çekebiliyorsunuz.

Rangerlara gelen anonslarla nerede bir hayvan görülürse, hemen koordinatlara doğru araçla koştur koştur gidiyoruz. Minibüslerden inmek kesinlikle yasak. Aynı zamanda oldukça da sessiz olmak gerekli. Ne de olsa hayvanların topraklarında misafiriz ve onları rahatsız etmememiz gerek.

Yağışlı sezonda parktaki hayvan popülasyonu hayli kalabalık. Fil, çita, aslan, impala, zürafa, antilop, leopar, siyah gergedan, Afrika mandası, sırtlan sayabileceklerimden bazıları… Hepsini bir kerede görmek mümkün değil tabi.

Leoparı, gezinin en sonunda ama tam da hayal ettiğim gibi gün batımında bir ağacın üzerinde tembel tembel yatarken gördüğümü söylemeliyim. Gelip de hiç göremeyenler bile var. Kurak dönemlerde hayvanlar Tanzanya’ya doğru göç ediyor. Serengeti adı verilen bu göç yolu da başlı başına bir fotoğraf konusu.

Safariden sonra kahvaltıya dönmek ise bence yolculuğun en keyifli yanlarından biri. İnanılmaz bir heyecanla daha da acıkmış halde dönüp bulduğunuz tropikal meyveler ile dolu açık büfede safari dedikoduları yapmak çok keyifli. Ananas, mango, kiwi, kavun, karpuz burada her yerde görebileceğiniz meyveler. Et açısından da çok çeşit sunan Kenya’da bana göre turist olarak aç kalmak mümkün değil.

Akşam üstü safarisine kadar olan vaktimizde biraz dinleniyoruz. Görevli kızlarla sohbete başlayınca zaten aklımızda olan ‘Afrika’da Moda Çekimi’ çalışamaları için kolları sıvıyoruz. Hemen kıyafetler ve makyaj malzemeleri dökülüyor ortaya. Önce kızlara makyaj yapıyorum.

Kendilerini aynada görünce çok eğleniyorlar. Çekim de keyif için geçiyor. Bu fotoğrafları bir yerde kullanacağımızdan değil, sadece Afrika anılarımıza bir de moda çekimlerini ekleyelim diye hiç üşenmiyoruz. Ama sonuçlar da hem bizi, hem de kızları oldukça mutlu ediyor. Hepimiz için farklı bir Afrika günü olsun diyoruz…

Amboseli Ulusal Parkında, aynı zamanda ziyaret edebileceğimiz bir de Masai Köyü var. Kırmızı ve mor renkli, ekoseli ‘suka’ denilen kumaşa sarılmış Masailer hemen yanık yanık melodilerle bir dans gösterisi yapıyorlar bize. Takıları ise inanılmaz. Kenya’nın 42 kabilesi içinde en meşhur olan bu kabileyle beş yıl önce geldiğimde de tanışmıştım. Şimdi biraz daha teknolojik olmuşlar ve ellerinde hemen hepsinin cep telefonu var. Kollarındaki elektronik saatler de cabası. UNESCO koruması altında olan Masai Kabilesi ile turistik de olsa yeniden bir araya gelmek güzel.

Masai danslarını sadece burada izlemiyoruz. Kibo Safari Kamp’ta da akşam dokuz civarı bahçede yakılan ateşin etrafında yeniden bizlerle oluyor Kara Afrika’nın gülen gözlü insanları…

Kilimanjaro, safari ve Masai kabilesi, yani Kenya’nın olmazsa olmazları ile bu yolculuğumuza hızlı bir giriş yapmış olduk. Üstüne de moda çekimleri bile yapınca yine unutulmaz anılarla döneceğimizi şimdiden anlamış olduk. Bakalım bundan sonraki günler bize ne güzellikler hediye edecek?

CEVAP VER