Kenya’nın en güneyinde ve Afrika’nın en büyük vahşi yaşam parkı Masai Mara Ulusal Reservi ile Tanzanya’daki Ulusal Serengeti Parkı sınırı sadece Mara Nehri çiziyor. Dünyanın belki en büyük ve en meşhur hayvan göçü burada, Masai Mara’dan Serengeti’ye ve tersi olmak üzere senede iki kere tekrarlanıyor. Sayıları iki milyona varan gnu (öküz basil Afrika antilopları) ve 500 bin civarı olan zebralar ise bu göçün başlıca kahramanları. Kurak mevsim Temmuzdan Kasıma kadar süren, ancak en yoğun dönemi Eylül-Ekim aylarında yaşanan, dünyanın en güzel görüntülerini sunan bu göçe denk gelebilmek sanırım tüm fotoğrafçıların hayali.

Andrew Schoeman’ın gözünden Serengeti Göçü…

Nairobi’den 270 kilometre ve yaklaşık beş saatlik bir yolculukla varılan Masai Mara Ulusal Reservi’ne iç uçuşlar ile 45 dakikada ulaşmak da mümkün. 1510 kilometrekare büyüklüğündeki vahşi yaşamın en iyi izlenebileceği, 450’den fazla kuşa türünü barındıran ve ‘Büyük beş’linin en sık rastlanabileceği bu park, gezginler için Afrika’nın Mekke’si!

Tüm Kenya gezilerim sırasında benim de safariden en çok keyif aldığım yer diyebilirim. Son gelişimdeki Masai Mara ziyaretimde ise oldukça şanslıydım. Sabahın ilk ışıklarıyla çıktığımız safaride aslanların kahvaltısına denk geldik. Avlanma işi aslanlarda dişiye ait. Bir bufaloyu tuzağına düşürmüş dişi, avını eşine sunmuş ve çocuklarıyla paylaşıyordu.

Sabahın çok erken saatlerinde bu kahvaltı sahnesini izleyip, biz de kahvaltımız için otele döndük. Ne de olsa öğleden sonra ikinci bir turumuz daha olacaktı.

İkinci tura bir Masai köyünü ziyaret ile başladık. Masai Mara, Kenya’nın en meşhur kabilesi Masai’lerin yaşam alanı aynı zamanda. Her turun muhakkak uğradığı bu köye giriş ücretli. Ödemeyi rehberimiz yaptığı için ne kadar olduğunu bilmiyorum. Çünkü sizin ödediğiniz tur fiyatının içine dahil. Meşhur dans ve ateş yakma gösterilerini seyrettikten ve bir kaç takı satın aldıktan sonra ikinci Masai Mara safarimiz için yeniden yola çıkıyoruz.

Yol üzerinde Masai’lerin sosyal hayatına da tanık oluyoruz. Bir cadde üzerine dizilmiş bakkal, bir iki dükkan ve en sevdikleri şey olan, bir araya gelip maç izledikleri kafeye (kahvehane demek daha doğru olur) rastlıyoruz. Biz de oturup biraz laflıyoruz Masailerle…Sohbet sonrası yeniden yoldayız.

Masai köyü ziyareti sonrasında köylülerle sohbet ederken…

Şansımız bol ama aynı şeyi ceylan yavrusu için söylemiyorum. Yavrusuna avlanmayı öğreten anne çitayla yavrusuna rastlıyoruz. Yavru ceylanı tuzağına düşürmüş ama kendisi avlamıyor. Yavrusuna onu nasıl avlayacağını öğretiyor. Tam o sırada ortaya çıkan bir sırtlandan yavru ceylanı ensesinden tutarak kaçırıyor.

Anne etrafı kolaçan ediyor.

O sırada gelen anonslarla tüm araçlar dağılıyor. Meğer avlanan hayvanları izlemek yasakmış. Biz yönümüzü değiştirip ileriye doğru yol alırken anne çita, yavru çita ve yavru ceylan yeniden karşımıza çıkıyor. Tam da önümüzde, yavru çitanın yavru ceylanı avlayışına tanık oluyoruz. İçimiz epey kötü oluyor, hepimiz sus pus… Doğanın dengesine saygı duyarak yola devam ederken yeni bir anonsla rehberimiz çok heyecanlanıyor.

Ceylanın hiç bir şansı kalmadı. Doğanın dengesini üzülerek izliyoruz

Son safarimizde, küçük ceylan için üzgünken, birden yeni anons ile başka bir heyecan başlıyor. Tam da siparişini verdiğim gibi bir leopar karşımızda. Gün batımında, bir ağacın tepesinde, ayaklarını aşağıya doğru sarkıtmış… Üstelik de bir kaç metre ötemizde, gözlerimizin içine bakıyor.

Rahat rahat fotoğraflarını çekiyoruz, o bize pozlarını verirken… Sonra kalkıp gerine gerine esniyor, yavaş yavaş ağaçtan aşağıya doğru iniyor.

Bir çok gezi sitesinde arabalarının tepesine çıkan leoparlar görmüştüm, ben de gelsin diye dua ediyorum içimden ama arabaların etrafından dolaşıp suya doğru gidiyor. Biraz su içtikten sonra, arkasına dönüp bize son bir bakış atıp uzaklara doğru gözden kayboluyor.

Böylece ‘Büyük Beş’in hepsini tamamlamış oluyoruz. Son derece mutlu dönüş yolunda iken, Kenya bize son armağınını sunuyor. Yanıbaşımızda iki tane zürafa aşk yapıyor. Birbirlerine böylesine kur yapan hiç bir canlı görmemiştim. Boyunlarını birbirlerinin etrafından bir o yana, bir yana dolandırıyorlar; karşılıklı sallanıyorlar. Tam bir görsel şölen…

Meğerse zürafalar, hayvanlar alemi içinde en uzun ön sevişmeyi yapan canlılarmış. Epey bekledikten sonra bunu öğreniyoruz. 24 saate varan ön sevişmelerinin biraz fotoğrafını çekip, gün batımında otelimize dönerken onları başbaşa bırakıyoruz.

 

 

 

 

CEVAP VER