Yıllardır hayalini kurduğumuz Romanya, Cluj-Napoca (Kaloşvar) ve Maramureş seyahatimizin ikinci gününde kiraladığımız araba ile düştük yollara… Böyle ülkelerde seyahat ederken en güzeli araba kiralamak. Hem özgürce seyahat edip istediğiniz yerde durabilmek için, hem daha konforlu olduğu, hem de daha düşük maliyet için…

Biz yerel bir şirket olan Rodna (www.rodna-trans.ro) kiralamadan seçtik aracımızı. Günlüğü 33 avro olan araca, altı günlük 235 avro ödedik. 57 avro’ya dolan bir depo ile de tüm seyahatimizi gerçekleştirdik.

Altı günlük Maramureş yolculuğumuzdaki rotamızı haritada gösterdim.

 

Yetti mi? Tabi ki hayır, hiç bir zaman yetmez. 🙂

İlk Konaklama Yerimiz Breb Köyüne Doğru Yolculuk Başlasın

Maramureş bölgesi, Romanya’nın kuzey batısında, bir yandan Rumen kültürünün hakim olduğu, arada Romanların görüldüğü ama bir yandan da hala folklorik ve geleneksel bir yaşamın sürdüğü muhakkak görülmesi gereken bir yer.

Romanya’nın dağlık coğrafik yapısından ve bölgeler arası ulaşımın pek kolay olmamasından pek çok bölgede yüzyıllardır süregelen bir köylü kültürü hakim. Yani kendine yetmeyi bilen bir kültür! Ekmek yapımı, çanak çömlek yapımı ve dokuma gibi eski zanaatların bir sanat eseri olduğu yüzlerce köy ve kasaba, bu doğal yaşam koşulları yüzünden bozulmadan kalmış.

 

İşte Romanya’nın en geleneksel bölgesi Maramureş’teki köy ve kasabalar da, büyük boy saman balyaları, at arabaları, görkemli ahşap kiliseler ve kapılar ile Orta Çağ’dan kalmış gibi gözüküyor ve bu görüntüler yavaş yavaş oraların bir turizm merkezine dönüşmesine sebep olmuş.

Henüz patlama olmasa da artık adı duyulmaya başlamış ataları Dacian’lardan gelen kırsal kültürü ve el becerilerini sürdüren bu güzel insanların… O yüzden ziyaret etmekte çok da geç kalmamak gerekiyor. Umarım içinde bulunduğumuz Kovid-19 salgını tez zamanda biter de, en güzel zamanlarından biri olan Eylül-Ekim aylarında yeniden ziyarete gidebiliriz bu kanaviçe, dantellerle bezenmiş güzel köyleri…

Ağaçlardan Elma, Erik Yiyerek Köylere Yolculuk

Romanya halkının %80’nini Rumenler oluşturuyor ama Romanların ünü onlardan daha fazla. Hatta biraz da karıştırılıyorlar. Romanlar resmi olarak %3 gibi gözükse de aslında %10’dan fazla oldukları düşünülüyor. Yol boyunca at arabasıyla yolculuk yapan ya da nehirlerde yıkanan Romanlara yani çingenelere rastlanmak da burada alışılmış görüntülerden…

Kuzeye doğru yol aldıkça, özlemini çektiğimiz görüntüler bir bir karşımıza çıkmaya başladı. İki katlı, balkonlarından çiçekler sarkan köy evleri, göz alabildiğine uzanan yeşillikler, dev saman balyaları ve yolların kenarlarında üzerlerindeki meyvelerin ağırlığına dayanamayıp, dalları yerlere uzanmış meyve ağaçları…

Öyle ki, yıllardır belki bu kadar güzel elma yemediğimizi söyleyebilirim herkes adına. Kıpkırmızı, kütür kütür, sulu elmalara dayanamayıp, ilk gördüğümüzde çığlıklar atarak topladık.

Yola devam ettikçe gördük ki, artık yola hep böyle devam edeceğiz. Hatta bütün Maramureş günlerimiz bu elmaları yemekle geçti diyebilirim.

Tabi sadece elmalar değil. Erikler, armutlar da bir o kadar kendimizden geçirdi bizi.

Maramureş gezimize damga vuran ögelerden biri de elmaydı 🙂

Marameruş’in En Önemli Eserleri Ahşap Kiliseler

 

Folklorik bir kültürün en güzel örneklerini günlük yaşamın içinde görebileceğiniz Maramureş bölgesi, Mara ve Iza Vadileri içinde yer alıyor. En büyük özelliklerinden biri el oyması devasa ahşap kapıları ve uzun kuleli, kiremitli çatıları ile benzersiz ahşap kiliseleri

Yüzlerce yıldır olduğu gibi Maramureş’teki sosyal yaşam, köy kilisesinin etrafında dönmeye devam ediyor. Sekiz tahta kilise: Surdeşti, Plopis, Rogoz, Ieud, Poeinile Izei, Barsana, Budeşti ve Deşesti UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde.

 

 

Tüm seyahatimiz boyunca o kadar çok kilise gördük ki, bir süre sonra karışmaya bile başladı birbirine.

Yolumuzun üzerindeki Rogoz köyünde, ilk uğradığımız kilise Kutsal Mikail ve Cebrail (Başmelekler) KilisesiBiserica de lemn Sf. Arhangheli  oldu. Lăpuș Nehri vadisindeki Rogoz köyünde yer alan bu Rumen Ortodoks kilisesi, 1663 yılında inşa edilmiş ve bölgenin en eski ahşap kiliselerinden biri. Kiliseler kadar mezarların güzelliği de dikkat çekici.

Kilisenin çatısı ve kulesi asimetrikmiş. Hıristiyanlık öncesi motifleri içeren gizemli ahşap heykeller ile süslü. Rogoz’un kibar rahipleri bu motiflerin sırrını biliyormuş.

Müze ev – Casa Muzeu ise bu kiliseye 50 metre uzaklıkta yer alıyor ve aynı zamanda tarihi bir anıt.

Ahşap kiliseler, şekil ve süslemede eşsiz bir karakteristik ile yüksek, dar, sivri uçlu çatılara sahipler, ki bu da genellikle ‘Maramureş’in Gotik tarzı‘ olarak tanımlanıyor. Bu yapılar bana Avrupa yapılarından daha ziyade Japon mimarisini hatırlatmadı değil tabi…

Kiliselerin yapımında zanaatkârların kullandığı ana ahşap malzeme, günümüze kadar sağlam bir şekilde ulaşan  meşe ağacı. Kiliselerin iç duvarları, yerel sanatçılar tarafından İncil sahneleriyle boyanmış ve danteller, kanaviçeler, süslü el boyaması duvar tabakları ile benzenmiş.

Sonrasında bu görüntülere oldukça sık rastlayacaktık zaten. Kiliseden ayrılıp, yine köylerin içinden geçerek iki gece kalacağımız Breb Köyüne doğru yolumuza devam ettik.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.