Romanya, konumundan ve tarihi mirasından ötürü eşsiz bir kültüre sahip. Orta Avrupa, Doğu Avrupa ve Balkanlar olarak üç bölgenin buluşma noktası olmasına rağmen, bu bölgelerin hiç birine benzemiyor. Daçya kökenlerinden gelen benzersiz Rumen kimliği onu diğer bütün Avrupa ülkelerinden ayırıyor. Maramureş bölgesi ise, tamamen şahsına münhasır. Cluj-Napoca’dan kuzeye doğru gittikçe karşınıza çıkan köyler pitoresk manzaralar sergiliyor. Bizim rotamız Breb köyü ve festivali, Ocna Şugatag’ta köy pazarı, Sarbi köyünde tipik iki Maramureş evi ziyaretinden sonra Sapanta köyü ve onu dünyadaki pek çok şehirden ayıran, eşi görülmemiş Merry Cemetery (Cimitirul Vesel) yani Neşeli Mezarlık ve dillere destan Sapanta Festivali oldu. Üstelik de Romanya’nın 100. yıldönümüne denk gelince kutlamalar daha da coşkuluydu.

Evimiz Gibi Bir Pansiyon, Dantellerle Süslü Tezgahlar ve Sapanta Köyü

Breb köyünde harika iki gün geçirdik ve gün batımında, turuncuya boyanan gökyüzünün altında, kırmızı yanaklı, renkli gözlü, güler yüzlü gençlerle birlikte dans edip, festivallerini hep beraber kutladık.

Şimdi sırada görmeyi yine çok istediğimiz, dünyanın en ilginç mezarlıklarından biri olan Merry Cemetery (Cimitirul Vesel) yani ‘Neşeli Mezarlık’ ve onun bulunduğu Sapanta köyü var.

Evet, ikinci köyümüz, mezarlığı ile dünyaca meşhur Sapanta. Mezarlık da meşhur olur mu diyeceksiniz ama buradaki mezarlık ‘Neşeli mezarlık’ yani Merry Cemetery gerçekten rengarenk ve giren çıkmak istemiyor.

Buradaki halkın inancına göre ölüm bir son değil başlangıç. Bu mezarlık o kadar ilgimi çekti ki, kısa bir açıklama ile geçmek istemedim. Başlıca bir yazıyı hak ettiğimi düşündüm. O yüzden mezarlık ile detaylı yazıma bu linkten ulaşabilirsiniz.

Sapanta köyüne geldiğimizde önce pansiyonumuz Pensiunea Ileana’ya gittik. Hemen mezarlığın karşısında, oldukça merkezi bir konumda harika bir pansiyon.

Odaların her biri yine bembeyaz çarşaflarla döşeli, her yerde emaye kaplar, danteller, kanaviçeler, renkli kilimlerle burası da tipik bir Maramureş konaklaması.

Ev sahibi Doamna Ileana bizi son derece içten karşıladı. Zaten buralarda hep misafirsiniz, müşteri değil. Odalarımıza yerleştikten sonra, kendilerine ait özel bir odayı da bize göstermek istedi. Özel günlerde bu odada kutlama yapılıyormuş. Bütün duvarlar boydan boya renkli duvar kağıdı ile kaplı. Dolaplar ağzına kadar kristaller, tabaklar, emayeler ile dolu. Dantel ve kanaviçelerle dolu yastıklar tavana kadar dizilmiş. Bu kültürü ben gerçekten sevdim. Burası fazla kalabalık ve detaylı olsa da sonuçta onlara ait her şey bu odada var.

Pansiyonun bahçesinde ise bir dokuma tezgahı var. Doamna hemen geçti tezgahın oraya bize nasıl iplik eğirdiğini gösterdi. anne-babasının fotoğrafını gösterip kendince bir şeyler anlattı onlar hakkında…

Yerleştikten sonra hemen kendimizi tezgahlara attık. Mezarlıktan ötürü bu köy oldukça turistik ve renkli tezgahlar ile cıvıl cıvıl. Kanaviçe işli bluzlar, renkli kilimler, dantel masa örtüleri… Çeyizlik arayan varsa oldukça da ucuz! 🙂

Ben kilim almak istediğim için ilgi alanım kilim tezgahları oldu daha çok. Ancak iki gün boyunca tezgah tezgah dolaşmama rağmen, evlerde gördüğüm o güzel kilimlerden bulamadım.

Ama gezmesi, pazarlık etmesi bile keyifli. Fiyatların da oldukça ucuz olduğunu söylemeliyim. Çok tüylü olduğu için tercih etmediğim ama renkleri çok güzel el dokuması bir kilimin fiyatı sadece 250 liraya geliyordu.

Ioan Stan Patras Anıt Evi

Çarşı-pazar dolaşmasının ardından mezarlığa kısa bir bakış atıp, mezarlığın kurucusu Ioan Stan Patras’ın şu anda müze olan evine gittik. Mezarlığa neden kısa bakış attınız derseniz, en güzel fotoğrafları alacağımız gün batımı saatlerini bekliyorduk geri dönmek için…

Usta Ioan Stan Patras’ın ölümün ardından bayrağı Dumitru Pop devralmış. Bir ölümün ardından defterini, keskilerini, boyalarını ve fırçalarını topluyor ve bu yaşamı onların mezar taşlarına esprili bir şekilde resmediyor sanatçı…

Ev kadını, doktor, asker, iplik eğiren kadınlar, traktörlerindeki ödüllü çiftçiler, masasında bir öğretmen, üç telli bir çello çalan müzisyen… Her ne ise yaşamında, ölümünde de o oluyor bir şiir ile mezar taşında…

Pop ve bir dizi diğer usta, Pătraş’ın eski evi ve stüdyosunda, şimdi küçük bir müze olan Ioan Stan Pătraş Anıt Evi‘nde çalışmaya devam ediyorlar. Mezarlığın ana girişinin sağındaki yolun yaklaşık 400 metre ilerisinden bu anıt eve gidebilirsiniz.

 

Oymalar, inek ahırının yanındaki açık taraflı bir odada bir bankta el keskileri ile yapılıyor. Tahtaları dilimlemek için bir masa testeresi kullanılıyor.

Anıt evin odaları şu anda anılarla dolu. Eski fotoğraflar, hatıralar, süslemeli sandalyeler, yastıklar ile sizi bir anda geçmişe götürüyor.

 

Boyalar hala bir sorun. Çünkü zamanla aşınıyor, soluyor ve tahtalar da çatlıyor.

 

 

 Bunu karşılayabilenler, her 15 yılda bir akrabalarının mezar işaretlerini yeniden boyamak için Bay Pop’un üç çırağını işe alıyorlar. Bay Stan’ın eski evinin oturma odası, şu anda oymalarının bir galerisi.

 

 

 

İçeride bir de anı defteri oluşturmuşlar. Gelenler küçük notlar yazıyorlar. Ben de bir anımız kalsın diye bir kaç satır ekledim hemen deftere…

Gün Batımı Saatlerinde Harika Fotoğraflar için Mezarlığa Dönüş

Ioan Stan Patras’ın anıt evinden dönüşte tam da istediğimiz saatler gelmişti. Sapanta köyünde, 19. yüzyılın başında inşa edilmiş Ortodoks kilisesinin içindeki Neşeli Mezarlık’ın alışılmadık özelliği mezar taşları, daha doğrusu tahtaları. Daçyan kültüründen gelen inanca göre ruh ölümsüz. Ölüm ise daha iyi bir yaşam için sevinç ve beklenti ile dolu bir an.

Neşeli mezarlığın ardındaki adam, 1935’te eski kilise mezarlığındaki mezarları işaretlemek için haçları oymaya başlayan basit bir ağaç oymacısı olan Ioan Stan Pătraş. Umut ve özgürlük rengi olduğu için her haçı maviye boyamış ve her birinin üstüne ölen kişiye esprili bir şiir yazmış. Burada 800 kadar insan gömülü.

Ölen kişinin yaşamını tasvir eden resim ahşabın üzerine işleniyor ve bir şiir ile de hikayesi tamamlanıyor. Her haç farklı bir hikaye anlatıyor ve boyalı resimler ile yazılar geleneksel mesleklerin zenginliğini de gösteriyor; çobanlar koyunlarını gezdiriyor, anneler aileleri için yemek pişiriyor, berberler saç kesiyor ve kadınlar dokuma tezgahlarında çalışıyor gibi…

İnsan mezarlıktan çıkmak istemez mi? Burada istemiyor. Günü tamamen batırana kadar rengarenk haçların ve onlara eşlik eden çiçeklerin içinde bol bol fotoğraf çektik. Ardından pansiyonumuza dönüşte bizi ne karşıladı tahmin edersiniz: Palinka! 🙂

Dünyanın En Yüksek Ahşap Manastırı Sapanta Peri

Sapanta Peri Manastırı, Maramureş’i temsil eden en iyi kiliselerinden biri. Sapanta Köyü’nün yanında, bir dendroloji (Ağaçbilim, ağaçları inceleyen botaniksel bilim dalı) parkı içinde yer alan ahşap kilise, 1391’de Dragos Voda’nın yeğenlerinin Peri Manastırı’na topraklar ve mülkler bağışlamasıyla inşa edilmiş.

1783 civarında, manastır çürümüş. Yeni Sapanta Peri Manastırı, bugün St. Archangel Michael eski manastırının tarihsel geleneğini canlandırmak için 1997 yılında Sapanta köyünde kurulmuş.

Maramureş tarzında inşa edilen kilise, başlangıçta 8,5 kg altın ve yedi metre yüksekliğinde haç için de ilave dört kilo daha altınla kaplanmış. Manastırın çan kulesini Tysa’ya beş kilometre uzaklıktan görebilirsiniz.

Kilise, taş temel üzerine meşe ağacından yapılmış. Kule 78 metre yüksekliğinde ve bina Guiness Rekorlar Kitabı’nda kayıtlı olan dünyanın en yüksek ahşap kilisesi olarak kabul ediliyor.

UNESCO Patrimony’de bulunan manastır, şu anda altı rahibeye ev sahipliği yapıyor.

Sabah Kahvaltısı Yan Pansiyonda

Biz gün batımı ışıkları eşliğinde gördüğümüz mezarlığa bir de sabah erkenden kimse yokken girelim dedik ve günün ilk ışıkları ile de güzel pozlar yakaladık.

Ardından kahvaltı için pansiyonumuza döndük, kahvaltı sonrası meydanda yani hemen bizim pansiyonun önünden başlayan gösterilere katılacaktık.

Hemen kapı komşusu La Conacul Vesel pansiyon da oldukça şık, temiz ve Maramureşli! İçerisini çok beğenince Doamna bize sabah kahvaltısını orada ayarladı.

İyi ki de ayarlamış. Açık büfe, enfes bir kahvaltı aldık, yine oldukça uygun bir fiyata. Burasını aynı zamanda konaklama için de kesinlikle öneririm.

Sapanda Köyünde Maramureş Evi

Maramureş bölgesindeki pek çok yer gibi, bu köyde de bir Casa Muzeu var. Yani Müze ev! Bu evler size Maramureş kültürü hakkında oldukça detaylı fikirler veriyor. Ev düzenleri, kıyafetleri, yaşam şekilleri, hatta yemekleri bile…

Bir de Romanya’da Televizyona Çıkacağımız Varmış!

Festival iki gün sürdü. Cumartesi günü park alanında gösteriler ve ikramlarla başlayan festivalin ana kutlaması ertesi günü.

Festival, pazar günü ana meydandan, Romanya’nın tüm folklorik bölgelerinden gelen grupların gösterileri ve kasabayı turlayan yürüyüşleri ile başlıyor.

Rengarenk kıyafetlerin içinde genç-yaşlı herkes kendi kültürlerinin şarkılarını söyleyip danslar ediyorlar. Benim gözüm ise hala kıyafetlerindeki işlemelerde… 🙂

Cumartesi günü festival alanında bizim için büyük bir sürpriz gerçekleşti. Birden bire bana bir mikrofon ve kamera yönelip, ‘Maramureş’i sevdiniz mi?, tavsiye eder misiniz?’ gibi sorular yönelttiler. Meğer Kanal D Romanya ekibiymiş, sen gel burada Türk kanalı bul! Bir de Romanya televizyonuna çıktık ki, sanırım bu da Maramureş seyahatimizde bizim için unutulamayacak bir anımız oldu.

Park alanında her grup kendi içinde şarkılarını söyleyip, danslarını sergilediler. Her etnik grubun kıyafetleri, dansları, müzikleri birbirinden farklı. Bir yandan da satış yapanlar, tezgah açanlar da vardı.

Festivale yöresel kıyafetlerini giyip ziyarete gelenler de adeta ayrı bir festival yarattılar.

Yaşlı kadın ve adamların olduğu bir grupla tanıştık. Grubun lideri Hulea, İngiltere kraliçesi gibi. Benim gözüm ise hala herkesin üzerindeki işlemelerde…

Değişik bir müzik aleti ile gösteri yapanlar da vardı, neşe içinde flüt çalan yaşlı adamlar da…

Keman çalan, folklorik kıyafetli kadınlar, çimenlerin üzerinde kol kola dans edenler… Gerçek bir festival görmek istiyorsanız, hakikaten Maramureş’e gelin!

Öğle yemeğimizi meydana yakın bir yerde aldık. Bana tavuklu enfes bir çorba gelirken, Oya Rumen usulü eşarp bağlama denemeleri yapıyordu 🙂

Maramureş’e Veda Edip Geri Dönme Vakti

Öğleden sonra saatlerinde festivale, Sapanta köyüne ve Neşeli mezarlığa veda edip Cluj’a döndük. Son Cluj-Napoca gecesinde, kalan son paralarımızı zar zor bir araya getirerek kendimize güzel bir yemek ısmarladık.

İlk geldiğimizde bozdurduğumuz paramız dışında başka para bozdurmaya ihtiyacımız kalmamıştı. O paralar da yetti zaten. Kuruşuna kadar kalanları herkesin masaya dökmesi, yemek parasını denkleştirme çabalarımız ve paraları sayarken attığımız kahkahalarımız yandaki masadakileri de eğlendirdi 🙂

Romanya ve Maramureş’ten aklında neler kaldı derseniz size kısaca doğaya ve değerlerine saygılı, onları hala koruyan ve yaşatmaya çalışan halkı öncelikle söylerim. Bu nezaketli insanlarda bugün hala unutulmaya yüz tutmuş değerler geçerli.

Mesela, evlere giderken hediye götürmek bir incelik. Eğer siz de bir evde kalacaksınız hediye götürmeniz onları çok mutlu edecektir. Çikolata, bisküvi veya ev sahibinin mutfağında kullanabileceği veya sergileyebileceği bir şey. Çavuşesku’nun zamanında, en iyi hediyeler iyi bir sabun veya kahve çubuklarıymış ve bunlar hala takdir ediliyor. Bir şey ikram ettiğinizde ‘hayır’ derlerse bilin ki kibarlıktan, bu yüzden mutlaka ısrar edin.

Birçok genç, geri kalmış bir kırsallık olduğunu hissettikleri bu yaşamdan kaçmaya istekli. Birçok yaşlı ise, çiftliklerin azalmasına yas tutuyor. Çavuşesku rejiminin devrilmesinden yirmi üç yıl sonra, Romenler hala verimsiz bir hükümete ve büyük dış borçlara sahip. Sağlık ve eğitim yetersiz. Devrimden sonra binlerce iş ortadan kalkmış ve işsizler şimdi AB yasalarının gereği olarak üretimlerini satamayacak ve maalesef toprak ekiminden gelen geliri de alamayacak.

Ancak, yoksulluk ve fiziksel sıkıntıya rağmen, bu olağanüstü bölge, Avrupa’nın başka yerlerinde sonsuza dek kaybedilen nitelikleri korumuş. Maramureş, Romanya’ya adını veren Romalılar tarafından işgal edilmek için çok uzak olduğundan antik çağlardan beri devam eden eşsiz kültürünü gururla sürdürüyor.

 

Ziyaretimi asla unutmayacağım; yabani çiçekler ve kuşlar, saman yığınları, atlar ve arabaları, ağaçlardan yerlere taşan meyveleri, festivalleri ve inançları, ağaç oymacılığı ve diğer el sanatları, el dokuması kilimleri, dantelleri, kanaviçeleri, emaye kapları, hayatın zor olduğu bir zamanı uyandıran ama aynı zamanda daha sakin, daha basit, daha yavaş, kültürel olarak daha zengin ve kesinlikle benim tercihim….

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.