Ölüm, Sapanta köyünü ziyaret ettiğinde, dünyanın aksine neşeli bir şeye dönüşüyor. Merry Cemetery yani Neşelik Mezarlık bu neşenin kaynağı…

Günlük yaşamlarında Sapanta insanları, tarlalarını ekiyor, tahta tezgahlarda kilim dokuyor, yün eğiriyor, tavuklarının yumurtalarını alıp, ineklerinden süt sağıyor. Pazar günleri hepsi en güzel kıyafetlerini giyip kiliseye gidiyor, ardından bakır fıçılarda damıttıkları holinka (palinka) kadehlerini dedikodu ve kahkahalar eşliğinde kaldırıyorlar birbirlerine…

Pazar sabahı kiliseye giden kadınlar…

İşte günlük yaşamı bu şekilde olan insanlar, öldüklerinde şimdiki usta Dumitru Pop, defterini, keskilerini, boyalarını ve fırçalarını topluyor ve bu yaşamı onların mezar taşlarına esprili bir şekilde aktarıyor.

Çiftçi ise çiftçi hali, ev kadını ise ev kadını hali, doktorsa, askerse, her ne ise yaşamında ölümünde de o oluyor bir şiirler mezar taşında… İplik eğiren kadınlar, traktörlerindeki ödüllü çiftçiler, masasında bir öğretmen, üç telli bir çello çalan müzisyen…

Mezarlığın ünü, soğuk mermer mezar taşları yerine, kenarları mavi ile boyanmış rengarenk desenli ahşap mezar başlıklarından geliyor. Ölen kişinin yaşamını tasvir eden resim ahşabın üzerine işleniyor ve bir şiir ile de hikayesi tamamlanıyor.

Her haç farklı bir hikaye anlatıyor ve boyalı resimler ile yazılar geleneksel mesleklerin zenginliğini de gösteriyor; çobanlar koyunlarını gezdiriyor, anneler aileleri için yemek pişiriyor, berberler saç kesiyor ve kadınlar dokuma tezgahlarında çalışıyor gibi…

1939 yılında, henüz 49 yaşında vefat eden Kasap Gheorghe Basulti, dudaklarında bir balta ve bir boru ile kuzu doğrarken sonsuzluğa kavuşuyor mavi haç mezar tahtalarında…

‘Bu dünyada yaşadığım gibi,

Birçok koyun derisini yüzdüm

İyi et hazırladım

Böylece özgürce yiyebilirsiniz,

Sana iyi tombul bir et teklif ediyorum

Ve iyi bir iştahı var…’ diye sesleniyor Kasap Gheorge…

Merry Cemetery Fikir Babası Ioan Stan Patras

Neşeli mezarlığın ardındaki adam, 1935’te eski kilise mezarlığındaki mezarları işaretlemek için haçları oymaya başlayan basit bir ağaç oymacısı olan Ioan Stan Pătraş. Umut ve özgürlük rengi olduğu için her haçı maviye boyamış ve her birinin üstüne ölen kişiye esprili bir şiir yazmış. Burada 800 kadar insan gömülü ve her biri mesleğiyle resmedilip, esprili bir şiirle de tasvir edilmiş.

Sapanta köyünde, 19. yüzyılın başında inşa edilmiş Ortodoks kilisesinin içindeki Neşeli Mezarlık’ın alışılmadık özelliği, Avrupa toplumlarındaki yaygın inançtan farklı oluşu. Yani Daçyan kültüründen gelen bu inanca göre ruh ölümsüz ve ölüm daha iyi bir yaşam için sevinç ve beklenti ile dolu bir an.

Etnologlar, Sapanta’nın gülen mezarlığının muhtemelen Romanya’nın ilk sakinleri olan Daçyalıların zamanından gelen ve o zamandan beri süren folklorik tutumlarının bir yansıması olduğunu söylüyor. Tarihçi Herodot, Daçyalıların savaşta korkusuz olduklarını ve mezarlarına gülerek gittiklerini, çünkü yüce tanrıları Zalmoxis ile tanışacaklarına inandıklarını söylemiş.

Sapanta’nın Ortodoks rahipleri Rev. Grigore Lutai de aynı fikirde. ‘Buradaki insanlar bir trajedi gibi ölüme tepki vermiyorlar’ demiş. ‘Ölüm sadece başka bir yaşama geçiş!’

İşte, atalar ölümün son olmadığını, sadece yeni bir başlangıç ​​olduğunu düşünüyorlarken, ölüleri onurlandırmanın özel bir yolunu aramış Ioan Stan Patras… 1950’lerde, bu yerel heykeltıraş tahtaya mezar başlıklarını oymak ve üzerlerine küçük bir yazı yazmak gibi mükemmel bir fikir geliştirmiş. Yerel gelenekleri, kıyafetleri, insanların küçük, eğlenceli ama kendilerine özgü hikayelerini de dahil ederek bu fikri bir sanat eserine dönüştürmüş.

46 yaşındaki Stan, eski ahşap çiftlik evinin ana odasında yazan ‘Taşta olan doğrudur’ sözüyle işe başlamış ve ‘bu küçük bir kasabada sır yok’ diyerek ölümlerinin ardından herkesin ne özelliği varsa mezar taşlarına nakşetmiş. Bu ev, şu anda Ioan Stan Patras Müze Evi.

Pazar günleri, holinka masalarında yapılan dedikodularda elinde defteriyle hep notlar almış yaşarken kimin kim olduğu hakkında, Merry Cemetery şiirlerini oluşturmak için… Bir diğer ilham kaynağı da arkadaşların ve akrabaların şakalar anlatmak ve şiir yazmak için bir araya gelmeleri olmuş. Böylece mezarlara yazılan esprili şiirler doğmuş.

Stan hiç okula gitmemiş ve okuma-yazmayı kendi kendine öğrenmiş. Buna rağmen Rumen edebiyatının sıkı takipçisiymiş. Özellikle 19. yüzyıl şairi Mihai Eminescu’nun büyük bir hayranıymiş. Şimdi bayrağı devralan  Pop, kendi şiirleri yerel lehçeye yakınken, Stan’ın dilinin çok daha edebi olduğunu söylüyor.

Pop’a göre tek sorun, küçük bir kasabada yaşayan insanların rutinlerini ayırt etmek için çok fazla bir şey olmaması. Güzel bir tanımla, ‘Yaşamları aynıydı ama mezarlarının farklı olmasını istiyorlar’ demiş Pop…

Ioan Holdis adlı bir komünist memurun mezarında, elinde çekiç ve orak bulunan bir mühür ve masada açık bir İncil bulunur. Şiirinde şöyle diyor:

‘Yaşadığım sürece partiyi sevdim

Ve tüm hayatım boyunca insanlara yardım etmeye çalıştım.’

Ioan Toaderu ise atları severdi, ama mezarında şöyle diyor:

Çok sevdiğim bir şey daha,

Bir barda bir masada oturmak için

Başkasının karısının yanında’

Adı artık mezar taşında görünmeyen, ancak görünüşe göre bir trafik kazasında yok olan üç yaşındaki bir kızın kitabesinde ise nadir görünen bir öfke var:

‘Cehennemde yan, taksi lanet olsun

Bu Sibiu’dan geldi.

Romanya kadar büyük

Durmak için başka bir yer bulamadınız mı?

Beni öldürmek için sadece evimin önünde mi durdunuz?’

Bazı mezar taşları ise bir uyarı niteliğinde. Dumitru Holdis, içkiye aşırı düşkünmüş. Siyah bir iskelet dudaklarına bir şişe kaldırırken bacağını tutuyor ve şiirinde içkiyi ‘gerçek zehir’ olarak kınıyor.

Merry Cemetery şiirlerini, yazar Roxana Mihalcea, 2017 yılında çıkardığı Crucile de la Săpânța isimli kitabında tek tek yazmış. Oradayken bulup da alamadığım için üzgünüm bu kitabı!

Kitapta, her bir mezarın tek tek fotoğrafı ve üzerinde yazan şiirin hem Rumencesi, hem de İngilizcesi var.

Pătraş ise kendi haçını, kendi portresi ile tamamlamış. Mezarı şimdi genişletilmiş ve yenilenmiş olarak kilisenin ana girişinin tam karşısında.

Onun mezar taşı ise şöyle anlatıyor kendisini:

‘Ben küçük bir çocuk olduğum için Stan Ion Pătraş olarak tanınıyordum.

Benimle konuşun arkadaşlar,

söyleyeceğim şeyde yalan yok

Hayatım boyunca kimseye zarar vermek istemedim

ama elimden geldiğince iyi iş çıkardım

Oh, benim fakir dünyam

çünkü içinde yaşamak zordu’

 

Pătraş’ın 1977’deki ölümünden sonra çırağı Dumitru ‘Tincu’ Pop bayrağı devralmış.

Pop ve bir dizi diğer usta, Pătraş’ın eski evi ve stüdyosunda, şimdi küçük bir müze olan Ioan Stan Pătraş Anıt Evi‘nde çalışmaya devam ediyorlar. Mezarlığın ana girişinin sağındaki yolun yaklaşık 400 metre ilerisinden bu müze eve gidebilirsiniz.

Oymalar, inek ahırının yanındaki açık taraflı bir odada bir bankta el keskileri ile yapılıyor. Tahtaları dilimlemek için bir masa testeresi kullanılıyor. Boyalar hala bir sorun. Çünkü zamanla aşınıyor, soluyor ve tahtalar da çatlıyor. Bunu karşılayabilenler, her 15 yılda bir akrabalarının mezar işaretlerini yeniden boyamak için Bay Pop’un üç çırağını işe alıyorlar. Bay Stan’ın eski evinin oturma odası, şu anda oymalarının bir galerisi.

Geçen yıla kadar, Romanya’nın acımasız Komünist diktatörü Nicolae Ceausescu (Çavuşesku) ve karısı Elena’nın portreleri de varmış. Bay Pop, portrelerin şu anda kilitlendiğini ve Romanya’nın siyasi rüzgarlarındaki bir sonraki değişikliğe kadar beklediğini söylemiş. ‘Zamanla, tekrar duvara dönecekler’ demiş Pop, geçen yüzyılda birçok isim görmüş olan Doğu Avrupalıların birikmiş bilgeliğini yansıtarak…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.