Nil Cruise yolculuğumuzun üçüncü günündeyiz. Nil’in doğu yakasında, yani yaşamın sembolü olan taraftayız. Burada iki dev tapınak Karnak, Luxor ve aralarındaki kutsal yol, insanlık tarihinin en etkileyici sahnelerinden birini oluşturuyor. Ve bugün gemimiz bizi antik dünyanın bu en büyük kutsal alanlarından birine götürüyor: Karnak Tapınağı.
Karnak ve Luxor Tapınakları Nil’in East Bank yani doğu kıyısında bulunuyor.
Doğu kıyısı, Mısırlılar için yaşamın ve güneşin doğuşunun sembolü.
Bu yüzden tapınaklar burada; mezarlıklar ve krallar vadisi ise karşı kıyıda, West Bank yani batı kıyısında…
📍 East Bank / West Bank Farkı
- East Bank = Yaşamın tarafı
(Karnak, Luxor, Sfenks Yolu, şehir merkezi) - West Bank = Ölümün ve sonsuzluğun tarafı
(Krallar Vadisi, Hatşepsut Tapınağı, mezarlıklar)
Ve bugün tamamen ‘yaşamın‘ tarafındayım.
Sabah Kahvaltısında Satıcılarla Yolculuk
Mısır’a geldiğim günden beri en değişmeyen şey sanırım satıcılar olsa gerek. Sürekli her sokakta, her köşede karşınıza çıkan, sürekli sizin gözünüze br şeyler sokmaya çalışan ve ‘one dollar, one dollar!’ diye bağıran satıcılar!
Evet, her sokakta dediğim doğru ama cruise ile Nil nehrinde sakin sakin yol alırken penceremin yanında da belirebilecekleri hiç aklıma gelmemişti doğrusu.
Sabah henüz sekiz buçuk civarları, odamda kahvaltıya gitmek üzere hazırlanırken dışardan canhıraş bağırtılar duymaya başlıyorum: ‘Signora, signora! one dollar, one dollar!’ Şaşırıyorum! Nasıl olur nehrin ortasındayız şu an…
Camımı açıyorum ki ne görsem iki tane tekne aşağıda, satıcılar ellerinde paketler, yukarı terasa fırlatıyorlar. Kendilerinde bir sistem geliştirmişler. İki paket yolluyorlar. Eğer birini beğenirseniz o paketi alıp, parayı diğerinin içine koyup geri atıyorsunuz.

Ama nasıl bir mücadele… ‘Signora, signora’ diye kendilerini paralarcasına bağırıyorlar. Yaklaşık on beş yirmi dakika penceremden bu satış mücadelesini izliyorum. Derken üçüncü tekne de katılıyor satıcı motorlara…
Dokuzda kahvaltıda Dani ve Eli ile buluşacağımız için restorana iniyorum. Restoran deniz seviyesinde, hatta neredeyse camın bir kısmı denizin içinde kalacak.

Bakıyorum ki, satış hala devam ediyor. Aslında satış yok da ortada sadece bir mücadele. Birden kalbim sızlıyor. Geldiğimizden beri bu durumdan şikayet edip duruyoruz ama bir an onlar çığlık çığlağa bir şeyler satmaya çalışırken verdikleri mücadele kalbimi ağrıtıyor. Ne kadar zor hayatlar!

Nitekim hiçbir şey satamıyorlar, hatta yukarıdan gelen paketin biri de suya düşüyor… Satıcıların da sesi yavaşlıyor… Onlar duruyor, biz yavaşça uzaklaşmaya başlıyoruz onların küçük teknelerinden…
Boğazım biraz düğümlenmiş bir şeyler yemeye ve sohbet etmeye çalışıyorum masada… Bu da onların yaşam sistemi işte!
Kahvaltıdan sonra yine odama çekilip Nil nehri kıyılarını izliyorum. Biz usul usul giderken kıyılar biraz renklenmeye başlıyor, köyler, kasabalar ile… İlk defa renkli evler görüyorum burada. Çünkü evler hep sarı!
Derken öğlene doğru bir anons yapılıyor: Aswan Barajı’ndan geçeceğiz!
Nil’de Bir Geçiş Anı: Aswan Barajı
Bugün Karnak ve Luxor tapınaklarını göreceğiz ama onlara varmadan önce Nil üzerinde çok özel bir an yaşıyoruz. Gemimiz Aswan Barajı’ndan geçiyor.

Güvertede durup dev kapıların yavaş yavaş açılıp kapanışını izliyorum. Su seviyesi ayarlanıyor, gemi ağır ağır yükseliyor. Sessiz, mekanik ama bir o kadar da etkileyici bir süreç. Koca bir geminin, Nil’in üzerinde adım adım yukarı taşınması…
Burada Nil’in doğal akışı tamamen insan eliyle kontrol altına alınmış durumda.
Aswan Yüksek Barajı, 1960’larda inşa edilmiş ve 1970’te tamamlanmış. Amaç; Nil’in her yıl yarattığı yıkıcı taşkınları önlemek, tarımı düzenlemek ve Mısır’ın elektrik ihtiyacının büyük bir bölümünü karşılamak. Barajın oluşturduğu Nasır Gölü, dünyanın en büyük yapay göllerinden biri.
Gemi geçişi sırasında barajın kilit sistemi devreye giriyor. Kapılar kapanıyor, su seviyesi ayarlanıyor ve gemi yavaş yavaş yükseltilerek bir üst seviyeye alınıyor. Bu sistem, Nil üzerinde çalışan tüm büyük gemiler için zorunlu.
Bugün Mısır’ın tarımı, elektriği ve su yönetimi büyük ölçüde bu baraja bağlı. Ancak barajın bir bedeli de var: Nil’in doğal alüvyon taşkınları sona ermiş, birçok antik yapı sular altında kalma riskiyle karşı karşıya kalmış. Abu Simbel gibi tapınakların taşınması da bu yüzden yapılmış.
Bir yanda binlerce yıllık tapınaklara doğru ilerliyoruz, diğer yanda modern mühendisliğin kalbinden geçiyoruz. Nil burada sadece bir nehir değil; antik dünya ile bugünü birbirine bağlayan bir geçit gibi.
Kapılar kapanıyor, su yükseliyor ve gemimiz yoluna devam ediyor. Karnak’a varmadan önce, Nil bize modern dünyanın da bu kadim coğrafyanın bir parçası olduğunu sessizce hatırlatıyor.
Ben de gemimizin güvertesinde ayaklarımı uzatıp Mısır güneşinin keyfini çıkarıyorum…
Avenue of Sphinxes – Karnak’tan Luxor’a Kutsal Yol
Tam da altın saatlere yaklaşırken Karnak Tapınağı’na varıyoruz. Girişte önce antik dünyanın en etkileyici geçitlerinden biri başlıyor: Avenue of Sphinxes.
Bu yol, Karnak Tapınağı ile Luxor Tapınağı’nı birbirine bağlıyor.
Yaklaşık üçkilometre uzunluğunda ve her iki yanında 1300’den fazla sfenks heykeli var.
Karnak tarafında sfenksler koç başlı.
Koç, tanrı Amun’un simgesi.
Luxor’a yaklaştıkça sfenksler insan başlı hale geliyor. Onlar firavunu temsil ediyor.
Bu yol, yılın belirli günlerinde Opet Festivali için kullanılırdı.
Amon-Ra’nın kutsal heykeli Karnak’tan çıkarılır, bu yol üzerinden Luxor Tapınağı’na taşınırdı.
Tapınaklar arasında “tanrıların yıllık buluşması” gibi büyük bir tören gerçekleşirdi.
Bugün bu yolun büyük kısmı restore edildi ve ilk kez 2021’de tamamen açıldı.
Karnak Tapınağı — 2.000 Yıllık Bir İnşaat Projesi
Koç başlı heykeller ile birkaç fotoğraf çekerken bir yandan da Ash bize bilgi vermeye devam ediyor.
Karnak, tek bir firavun tarafından yapılmış bir tapınak değil.
M.Ö. 2000’lerden M.Ö. 300’lere kadar yaklaşık 30 firavun bu kompleks üzerinde çalışmış.
Düşünün…
Bizim bugün “bir tapınak” dediğimiz şey aslında 2.000 yıl boyunca büyütülmüş dev bir şehir.
Ana tanrı: Amon-Ra
Amon Teb’in yerel tanrısıydı.
Ra ise güneşin tanrısı.
İkisi birleşince…
Devletin gücünü temsil eden en büyük tanrı ortaya çıktı.
Genel bilgileri aktardıktan sonra Ash, ‘haydi şimdi jungle’a gidelim!’ diyor. ‘Ne jungle’ı?’ diyorum içimden, ‘burada orman mı var?’
Derken Karnak Tapınağı’nın içine giriyoruz ve nutkum tutuluyor!
Karnak’ın içinde:
- 134 adet, 29 metre yüksekliğinde sütunlardan oluşan 8 futbol sahası büyüklüğünde dev hipostil salon
- Obeliskler (Hatshepsut’un obeliskleri hala dünyanın en uzun tek parça obeliskleri arasında)
- Kutsal göller
- Firavun heykelleri
- Adak yazıtları bulunuyor.
Hipostil Salon – 134 Dev Sütun Arasında Kaybolmak
Mısır’ın benim için en etkileyici tapınağı Karnak! Karnak Tapınağı’nın en çarpıcı bölümü ise Hipostil Salon. Burası, antik dünyada eşi benzeri olmayan bir alan.
Meğer Ash’in ‘jungle’ dediği 134 tane dev sütunmuş. İnsan ölçeğini tamamen yok eden devasa bir mimari. Kalmak istiyorum burada! Ne fotoğraf çekmek istiyorum ne de video!
O dev sütünları saatlerce izleyip incelemek istiyorum! Nasıl muazzamlar!
Toplam 134 dev sütun, düzenli sıralar halinde yükseliyor.
En ortadaki 12 sütun yaklaşık 20–23 metre yüksekliğinde ve daha geniş; yanlardaki sütunlar ise biraz daha alçak. Bu bilinçli bir tasarım: Ortadaki aks daha fazla ışık alıyor, yanlara doğru ilerledikçe karanlık artıyor.
Sütunların üzeri tamamen kabartmalar ve hiyerogliflerle kaplı.
Firavunların tanrılara sunduğu adaklar, kazandıkları savaşlar, tanrısal destek sahneleri… Hepsi burada taşın üzerine kazınmış birer hikaye. Firavunların gücünü, tanrılara bağlılığını ve “ebedi düzen” fikrini anlatıyor…

Bu alanın asıl etkileyici yanı ölçüsü değil; insanı nasıl hissettirdiği.
Sütunlar arasında yürürken yön duygusu zayıflıyor, sesler yankılanıyor, gökyüzü neredeyse görünmüyor.
Yukarı baktıkça yükseklik bitmiyor, yanlara baktıkça genişlik kayboluyor.
Burası sadece bir tapınak değil, aynı zamanda bir “güç gösterisi.”
Her şey tek bir duyguyu yaratmak için tasarlanmış:
İnsan küçülsün, tanrı büyüsün.
Karnak Tapınağı – Kutsal Alanlar ve Simgeler
Dikilitaşlar – Taş Üzerine Yazılmış Güç
Kendimi ‘jungle’dan zor ayırıyorum, çünkü vakit az… Keşke burada uzun uzun kalabilseydim. Ama alan o kadar büyük ki Ash ile birlikte gezmeye devam ediyoruz. O anlatıyor, biz hayran oluyoruz.

Geliyoruz şu meşhur dikilitaşın önüne… Hani sürekli dünyanın bir yerlerine hatta İstanbul’a bile getirilen dikilitaşlardan en önemlisine.
Bunlar sadece anıtsal taşlar değil; firavunların tanrılara olan bağlılıklarını ve kendi güçlerini ilan ettikleri siyasi semboller.
Karnak’taki dikilitaş Kraliçe Hatşepsut’a ait. Yaklaşık 30 metre yüksekliğinde ve tek parça granitten yapılmış. O dönemde bir kadın firavunun bu ölçekte bir yapı diktirmesi, başlı başına bir güç gösterisi.
Dikilitaşların üzerindeki hiyeroglifler, firavunun tanrılarla olan bağını anlatır. Mesaj nettir:
“Ben tanrılar tarafından seçildim.”
Dikilitaşların Sürgünü – Taşınan Gücün Hikayesi
Bugün Karnak’ta gördüğümüz dikilitaşların birçoğunun eşleri artık Mısır’da değil. Antik dönemde dikilitaşlar, sadece dini yapılar değil; iktidarın ve meşruiyetin sembolleriydi. Bu yüzden onları ele geçirmek, bir anlamda Mısır’ın gücünü de ele geçirmek demekti.
İlk büyük “taşınma” Roma döneminde başlıyor. Roma İmparatorları, Mısır’ı fethettikten sonra Karnak ve Luxor’daki birçok dikilitaşı söktürüp Roma’ya taşıttılar. Amaç çok netti: Mısır’ın kadim gücünü, Roma’nın merkezine taşımak.
Bu taşınma işlemleri inanılmaz zorluklarla yapıldı. Tek parça granitten oluşan, 200–300 tonluk dikilitaşlar Nil üzerinden taşındı, Akdeniz’e çıkarıldı ve Roma’ya ulaştırıldı. Bugün Roma, dünyada Mısır’dan sonra en fazla dikilitaşa sahip şehir.
Zamanla bu “güç gösterisi” Avrupa’ya yayıldı.
18. ve 19. yüzyıllarda, Osmanlı döneminde ve sömürgeci ilişkiler sırasında bazı dikilitaşlar diplomatik hediyeler, bazıları ise siyasi anlaşmalarla Mısır dışına çıkarıldı.
📍 Bugün nerede bu dikilitaşlar?
- Roma:Piazza del Popolo, Piazza Navona, Laterano
- Paris:Place de la Concorde (Luxor Dikilitaşı)
- Londra:Cleopatra’s Needle
- New York:Central Park’taki Cleopatra’s Needle
- İstanbul:Sultanahmet Meydanı’ndaki Theodosius Dikilitaşı (aslen Karnak/Luxor kökenli)
Bu taşların birçoğu “hediye” olarak kayıtlara geçmiş olsa da günümüz perspektifinden bakıldığında bu durum açıkça bir kültürel yer değiştirme. Çünkü dikilitaşlar, yapıldıkları bağlamdan koparıldıklarında sadece taş değil; bana kalırsa anlamını da kaybediyor.
Kutsal Göl – Arınmanın ve Ritüelin Merkezi
Dikilitaştan sonra devam ediyoruz gezmeye. Aniden karşıma bir göl çıkıveriyor, hurma ağaçlarının yansımalarıyla… Serap görüyorum sanıyorum 🙂

Meğer bu göl kutsalmış! Karnak Tapınağı’nın en önemli bölümlerinden biri: Kutsal Göl. Yaklaşık 120 x 77 metre boyutlarındaki bu dikdörtgen havuz, dini ritüeller için kullanılıyormuş. Rahipler törenlerden önce burada arınıyor, kutsal heykeller yıkanıyor ve ayinlere hazırlanıyorlarmış..
Nil’in taşkınlarını ve evrenin düzenini simgeleyen bu göl, aynı zamanda yaşamın döngüsünü temsil ediyormuş. İlginç olan şu: Gölün su seviyesi Nil’e bağlı olmadan yıl boyunca sabit tutulabiliyormuş. Bu da Eski Mısır mühendisliğinin ne kadar ileri olduğunu bir kez daha gösteriyor.
Dilek Taşı (Skarabe) – Bugünün Ritüeli
Gölün hemen karşısında ise Karnak’ta en çok ilgi gören noktalardan biri, dev skarabe (bok böceği) heykeli var. Eski Mısır’da skarabe, yeniden doğuşun ve güneşin sembolüydü. Güneşi her gün yeniden doğuran güç olarak görülüyordu.
Ash bize heykelin etrafında dilek tutarak saat yönünde 7 kere dönmemizi söylüyor. Böylece dileklerimiz gerçekleşiyormuş.
Skarabenin etrafında:
- 3 tur: Sağlık
- 5 tur: Evlilik
- 7 tur: Dileklerin gerçekleşmesi olarak söylüyorlar. Ben iki kere 7 tur yaptım ne olur ne olmaz! 🙂
Bilimsel bir karşılığı yok elbette, ama neye inanırsan o gerçek olur!
Karnak’tan Ayrılırken
Karnak Tapınağı’ndan çıkarken şunu net hissediyorum:
Burası sadece gezilen bir yer değil, ölçeğiyle insanı hizaya sokan bir alan.
134 dev sütunlu Hipostil Salon, kutsal göl, dikilitaşlar, skarabe ve bitmeyen kabartmalar…Hepsi tek bir fikri tekrar ediyor: Güç kalıcı olmak ister.
İnanç, mimariyle görünür kılınır.
Karnak’ta tanrılar için inşa edilmiş bir düzen var ama aslında anlatılan şey çok insani: Gücün devamlılığı, iktidarın tanrısal bir zemine oturtulması ve bunun halka hissettirilmesi.
Buradan Luxor Tapınağı’na uzanan Sfenksler Yolu ise bu hikayenin devamı.
Ama onu, gece ışıkları altında, bir sonraki yazıda anlatacağım.
Gezgin Notu 🌍
Mısır gibi karmaşık, yoğun ve zaman zaman yorucu olabilen bir ülkede, iyi planlanmış bir turla gezmek gerçekten fark yaratıyor.
Ben bu yolculuğun tur kısmını TourRadar üzerinden satın aldım ve organizasyon Timeless Tour tarafından yürütüldü.
Özellikle Karnak gibi devasa ve katmanlı alanlarda:
- Bilgiyi doğru yerden almak,
- Zamanı verimli kullanmak,
- Güvenlik ve ulaşım derdi yaşamamak
deneyimi bambaşka bir seviyeye taşıyor.
Eğer benim izlediğim rotayı merak ederseniz:
🔗 Tur linki:
https://www.tourradar.com/t/45553?utm_source=partner-fatospur&utm_medium=ambassador&utm_campaign=sharetour
🎟 İndirim Kodu: FatmaP50
Mısır serisindeki diğer yazılarım:



