Kapadokya deyince aklımıza gelen Peri Bacaları, balon turu ve kendinizi uzayda başka bir gezegende hissettiğiniz yeryüzü şekilleri gelir. Bu şekillerin 60 milyon yıl önce püsküren lavlarla oluştuğunu düşünürsek, ne kadar olağan üstü bir  yerde olduğumuzu bir kere daha anlarız. İlk tarihlerden bu yana insanlar, bu lavları oyarak, içlerine evler, kiliseler yaparak, kendilerine yaşam alanı yaratmışlar.

Pers dilinde ‘Güzel Atlar Diyarı‘ anlamına gelen Kapadokya turizm açısından dünyanın dikkatini çeken bir bölge. Yeryüzü şekillerinin ilginçliğinin yanı sıra, son Kapadokya ziyaretimde bir de şunu anladım ki, bu eşsiz coğrafya aslında sadece doğasıyla değil insanıyla da özel bir yer. Bence Kapadokya’nın yeni adı: Güzel İnsanlar Diyarı!

Avanos, Ürgüp, Göreme, Akvadi, Uçhisar ve Ortahisar Kaleleri, El Nazar Kilisesi, Aynalı Kilise, Güvercinlik Vadisi, Derinkuyu, Kaymaklı, Özkonak Yeraltı Şehirleri, Ihlara Vadisi, Selime Köyü, Çavuşin, Güllüdere Vadisi, Paşabağ-Zelve öncelikle görülmesi gereken yerler olmasına rağmen, bence daha az bilinen bir Kapadokya da var.

Butik otelleri, Gürcistan’ın önemli ziyaret merkezi Azize Nino kilisesi, Teksas kovboylarını aratmayan sahipleri ile at çiftlikleri, Kapadokya Sanat ve Kültür Merkezi, Kadıneli Restoranı ile meslek kazanan kadınları, eşekli kütüphanecisi ile haydi Kapadokya’nın bilinmeyen yönlerine bir göz atalım….

Eşekli Kütüphaneci ile Okuyan Kapadokya

Perilerin diyarına daha önce defalarca gitmiş olmama rağmen, bu gidişim beni oldukça etkiledi. Çünkü bu sefer başka bir açıdan bakma fırsatı yakaladım bu güzel diyara…

Kapadokya’da bilinen 400’den fazla kilise var ama bir de pek bilinmeyen bir minik bir kilise var ki  Gürcistan Kültür ve Anıtları Koruma Bakanı Mikheil Giorgadze’yi bile Kapadokya’ya getirtmiş.

İşte bu henüz pek gizli kalmış kilisenin adı Azize Nino Kilisesi. Bu ismi verilmesinin nedeni, Gürcistan’da hristiyanlığı ilk yayan azize olması dolayısıyla adına heykeller dikilen Azize Nino’nun Ürgüp ilçesinin Ortahisar bölgesinde doğduğunun ve yaşadığının ileri sürülmesi. 

Azize Nino’nun ailesiyle birlikte bugün Ali Reis Mahallesi olarak anılan bu bölgede yaşamış ve Gürcistan’da ‘Kapadokyalı Azize’ olarak biliniyormuş. Hatta yaşadığı düşünülen bu evin içindeki küçük kilise, şimdilerde Gürcü halkı için çok kutsal.

Azize Nino’nun M.S. 8. yüzyılda kiliselerde fresk ve ikonaların yasaklanması ardından İncil’i uzun saçlarının arasına saklayarak Kafkaslara kaçtığına ve burada Hristiyanlığı yaymaya çalıştığına inanılıyor.

Bakanın Kapadokya bölgesindeki tarihi ve turistik mekanları ziyaretinin ardından bu kiliseyi ve Azize Nino’nun doğduğu evi ziyaret ederek, Gürcistan’da hristiyanlığı yayan Kapadokyalı Azize Nino’nun kendi halkı için önemini hatırlatması  ve Azize Nino’nun Gürcistan’da öldüğü şehir ile  Ortahisar Beldesi’nin kardeş şehir olabileceğini düşündüğünü açıklaması üzerine, bölge Gürcü vatandaşlar için önemli bir ziyaret merkezi haline gelecek gibi gözüküyor.

Azize Nino Kilisesi, Ürgüp’te Ortahisar bölgesinde bulunuyor. Ortahisar Kalesi manzarasına da sahip kilisenin hemen yanıbaşında birbirinden güzel butik oteller kuş sesleri arasında huzurun adresi. Kilisenin hemen yanındaki Mahzen Queens  Hotel,  Mahzen Cave Hotel ve Hezen Otel kaliteli hizmetleri, güleryüzlü karşılayışları ile kendinizi evinizde hissettiriyorlar. 

Gerçek mağaralardan oyularak yapılan otellerin her odası bir süprizle dolu. Kiminin içinde bir havuz var, kimisinin tepesinde bir doğal pencere…

Ortahisar Kalesi’nin manzarasının yanında, bir yandan tanıştığım herkes öyle içten ve öylesine güleryüzlü ki, teraslardan hiç ayrılasım gelmiyor…

Hezen Otelin sahibi Murat bey ile sohbetten bir başka Kapadokya süprizi çıkıyor karşımıza. Meğer Murat bey, ‘Eşekli Kütüphaneci’ Mustafa Gülergöz’ün oğluymuş. Sohbete başladık, babasını öyle güzel anlattı ki gözlerimiz dolarak dinledik bu sıcacık hayat hikayesini…

Eşekli kütüphaneci ismiyle ün salan kitap ve okuma aşığının adı Mustafa Güzelgöz, 1943 yılında Ürgüp Tahsin Ağa Kütüphanesi’ne kütüphaneci olarak atanmış. O dönemde devlet memurluğu pek kıymetli ama Mustafa beyin sevinci kursağında kalmış. Çünkü gel zaman git zaman kütüphaneye gelen giden hiç kimse yokmuş.

23 yaşındaki genç memur bu durumu kabullenememiş ve ‘insanlar buraya gelmiyorsa ben onlara giderim’ demiş. ‘Yeter ki okusunlar!’ diyerek pek çok bürokratik zorluğu aşarak en sonunda bir eşek satın almayı başarmış. Eşeğin üzerine de iki sandık yaptırmış. Üzerlerinde ‘Kitap İare Sandığı’ yazan sandıklara yaklaşık 200 kitap sığıyormuş.

Böylece kütüphaneye ‘Sadece Pazartesi ve Cuma günleri açığız’ yazıp, kitaplarını eşeğe yükleyerek köy köy gezmeye başlamış. Köylerdeki garip çocukların ellerine kitapları vermeye başlayınca önceleri şaşıran halk, sonradan bu kitapların ve eşekli kütüphanecinin yolunu gözler olmuş.

Uğradığı köylerdeki çocuklara “Çocuklar bunları okuyun, aranızda da değişin. On beş gün sonra aynı gün gelip alacağım. Aman yıpratmayın, diğer köylerdeki arkadaşlarınız da okuyacak” dermiş.

Mustafa bey, artık  kütüphanede bir iki gün kalıp, diğer günler eşeği Yüksel’le köy köy gezmeye başlamış. Ünü etrafa yayılmış, aynı zamanda okuma sevgisi de… Mustafa Güzelgöz’ün çalışmaları ve eşekli kütüphanecilik sistemi 1957 yılında Hayat Mecmuası’nda “Köylere giden kitaplık” adlı bir makale ile tanıtılmış. Böylece ünü ülke çapında duyulmuş. 

Zaman içinde insanlar artık kütüphaneye gelmeye başlasa da Mustafa bey bakmış ki kütüphaneye hiç kadın gelmiyor. Bunun üzerine Zenith ve Singer’e mektup yazmış. Böylece tarihteki belki de ilk sponsorluklardan biri de gerçekleşmiş. “Bana dikiş makinesi yollayın, firmanızın adını kütüphanenin girişine kocaman yazayım“ demiş.

Zenith dokuz tane, Singer bir tane dikiş makinesi yollamış. Salı günlerini artık kadınların günüymüş ama kadın çok makine az olunca Mustafa bey bekleyenler sıkılmasın diye ellerine kitap vermiş. Ama bir süre sonra da okuma-yazma oranının düşük olduğunu fark edip bunun üzerine halk evlerinde okuma-yazma kursları da vermeye başlamış. 

Kendini aydınlanmaya adamış eşekli kütüphaneci, halı tezgahları, futbol takımları, kooperatifler kurmuş; köy hamamları inşa etmiş. Oğlu Murat, henüz 7-8 yaşlarında iken babasıyla beraber köy köy dolaşır, eski bir film makinesiyle köylerde eğitim için filmler oynatırmış.

1963 yılında Amerika’da yapılan, “Dünyanın En Yaratıcı İnsanları” yarışmasına Türkiye’den aday olarak eşekli kütüphaneci gösterilmiş. Final aşamasında İtalyan yarışmacı ile kendisi arasında kararsız kalınmış. 

İtalyanların yarışma konusu, köprü altındaki çocukları yaşama yeniden katmak imiş. Türkiye’den yana olan oy kullanan Jüri başkanı Dwight Cook yaptığı konuşmada, Güzelgöz’ün yaptığı hizmet her yerde yapılmış olsaydı, zaten köprü altı çocukları olmazdı diyerek Mustafa Güzelgöz’ün birinciliğine karar vermiş.

Amerika’daki yarışmada kazanılan birincilik belgesi

Ömrünü okumaya ve okutmaya adamış bu yüce insan, 50 yaşlarına gelince istemeyerek de olsa emekliye ayrılmış ama o güne kadar gezdiği tüm köylerdeki çocuklara okuma aşkını aşılamış. Bugün 70’li yaşlarında olan pek çok kişi, onun sayesinde kazandığı okuma alışkanlığı halen sürdürmekte. Bu yüzden belki de Nevşehir bugün okuma oranın en yüksek olduğu ve  en çok kütüphaneye sahip illerden biri.

1972 yılında emekli olduğunda kütüphanesinde 200 bin kitap bırakmış. 2005 yılında vefat eden eşekli kütüphaneciye olan sevginin ifadesi olarak Kartal Meydanı’na bir heykeli dikilmiş. Aydın İleri ve Tayfun Talipoğlu ortak çalışması ile hayatı ‘Eşekle Gelen Aydınlık’ isimli bir kitap haline gelmiş. Ayrıca, Fakir Bayburt da ‘Eşekli Kütüphaneci’ isimli romanını onun hikayesinden esinlenerek yazmış.

İşte bütün bu güzel hikayeyi, Ürgüp’te ‘Le Bazaar D’orient isimli hatıralar ile dolu halı ve kilim dükkanında oğlu Murat Güzelgöz’den dinledik. Bize saz çalıp, yöresel türkülerden bazılarını söylerken, son sözleri babasının sözleri oldu. ‘Okuyun, okuyun, okuyun!’

Peri Bacalarının Eteklerinde Bir Sanat Süprizi

Kapadokya’nın güzel bir diğer süprizi de peri bacalarının eteklerinde bir sanat ve kültür merkezi ile karşılaşmak oldu. Kapadokya Sanat ve Kültür Merkezi, Uçhisar’da on dört yıl otel olarak hizmet veren bir işletmenin, Erhan Bey ve şirketlerinin tamamen gönüllü çalışmasının sonucu olarak bölgeye ve hatta Türkiye’ye büyük bir armağanı olmuş.

Ziyaretçilerden ne girişte, ne de içeride hiç bir ücretin alınmadığı sanat merkezinde, günümüz çağdaş eserlerinin yanında, tarihi eserler açısından da zengin, Sarıpınar aile koleksiyonuna ait yerli ve yabancı 24 sanatçının 100’e yakın eseri sergilenmekte.

Hiç bir kar amacı gütmeyen merkezin tek amacı bu eşsiz coğrafyaya kültürel bir yatırım yapabilmek, UNESCO tarafından kültür mirası olarak belirlenen peri bacalarını koruyabilmek, gelecek kuşaklara taşıyabilmek.

Kadıneli Değen Lezzetler

Uçhisar Kadıneli Restorant, müthiş bir sosyal projenin eseri olarak ortaya çıkmış. Bölgede yaşayan kadınlar, kaybolan lezzetlerimizi yeniden canlandırmak suretiyle hem kendi ekonomilerine katkı sağlamışlar hem de yöreye…

El açması mantıdan, eriştelere, yufkalardan, reçellere kadar pek çok lezzet, kadın eli değmesiyle üretilmeye başlanmış ve hem mağazada, hem de restoranda ziyaretçilere satışa sunulmuş.

Kaybolan lezzetler geri gelirken, bir yandan da 60 yaşında yufka açan Ayşe teyze gibi pek çok kadınımız iş sahibi olarak hayata güvenleri artmış.

İşte Kapadokya’da yazmaya sığdıramadığım pek çok hikayeden sadece bir kaçı… Ne manzaraya, ne de lezzetlerine doyabildik ama en önemlisi her yerde bizi gülümseyerek ve son derece içtenlikle karşılayan insanlar oldu. Ayrılırken aklımda kalan tek şey vardı Kapadokya için: Güzel insanlar diyarı

1 YORUM

CEVAP VER