Bilirsiniz İtalya her zaman en sevdiğim ülkeler arasındadır. Doğası, şehirleri, sadece tekstil değil tüm konularda zevkli bir sanat merkezi oluşu, ayakkabıları ve en önemlisi yemekleri ile beni her zaman çekmiştir. Şansım bu konuda yaver gitti ve uzun yıllar boyunca da bu sevdiğim ülkenin bir çok bölgesine gitme şansım oldu. Son seyahatim ‘Görülecek Yerler’ listemde ilk sıralarda olan Toskana bölgesineydi. Hem bu muhteşem bölgenin o kartpostallarda ve kitaplarda gördüğüm fotoğraflarını ben de çekmek istiyordum, hem de İtalya’da aşçı olmak! 🙂

Toskana, Floransa’nın merkez olduğu, İtalya’nın ortasında aslında büyük bir bölge. Bölgenin içinde de kendine has özellikleri olan başka bölgeler var. Başta Floransa olmak üzere Massa-Carrara, Lucca, Pistoia, Prato, Pisa, Siena, Arezzo, Liverno ve Grosseto şehirlerini içeren büyük bir bölge. Ancak fotoğraflardaki tipik Toskana, Siena bölgesinde, Val d’Orcia olarak adlandırılan vadi. İçinde Orta Çağdan bu yana olduğu gibi korunmuş bir çok kale kasabayı barındırıyor. Etrafı surlar ve kalelerle çevrili bu minik kasabalar, uçsuz bucaksız vadi manzaraları içinde minik bir soluklanma noktası sanki. Montepulciano, Monticchiello, Pienza, San Quirico d’Orcia, Torrita di Siena ve Asciano bu kasabalardan sadece bir kaçı.

Bölgeye seyahate başlamadan önce en çok dikkat edilmesi gereken şey, konaklama şeklini ve yerini iyi seçebilmek. Bizim tercihimiz ev kiralamak oldu. Hayalimiz bir Toskana evinde yemekler pişirip, güneşin batışına karşı yazılarımızı yazmaktı. Bu yüzden Loro Ciuffenna kasabasından bir ev kiraladık.

Eve gitmeden önce, bir hafta kalacağımız için bir markete uğrayıp alışveriş yaptık. Bu tarz kasabalarda marketler gerçekten çok ucuz. Bir haftalık, içinde deniz mahsulleri, zeytinyağı, taze mozzeralla, ricotta ve diğer peynir çeşitleri, makarnalar, meyveler, sebzeler, şaraplar olan bu alışverişe ödediğimiz fiyat sadece 80 avro oldu.

Market alışverişimizin ardından, verilen adreste evi aramaya başladık ama maalesef bulamayınca bize anahtarı teslim edecek kişiyi aradım. Onlar da adresi bulmanın zor olduğunu söyleyerek, geleceklerini ve bizi eve götüreceklerini söylediler.

Bir anne-oğul geldi ve onlar önde, biz arkada yola çıktık. Yol kıvrıla kıvrıla dağın tepesine doğru çıkmaya başladı. Bir süre sonra etraftaki evler, en sonunda ise yol bile tükendi. Patika bir yoldan dağın tepesine çıkmaya devam ettik. Eve geldiğimizde aynen hayalimizdeki evi bulduğumuzu gördük. İki katlı, tam güneşin batışına karşı bir vadiye bakan, tipik Toskana’yı anlatan mobilyalarla döşeli muhteşem bir ev!

Italya-Kiralık-Ev

Ama maalesef evimiz, köyden tam 10 kilometre uzakta bir dağın tepesindeydi ve etrafta da bizden başka kimse yoktu. Bu yüzden evi çok sevmemize rağmen, hem ulaşım zorluğu, hem de dağda yalnız olmanın verdiği ürküntü ile Inter Home’dan yaptığımız rezervasyonumuzu iptal etmek istediğimizi söyledik.

Bize anahtar vermek üzere gelen anne-oğul, ev sahibini arayarak iptali gerçekleştirdi ve akşam saatlerinde evsiz kalışımıza çok üzülerek yeni yer bulma konusunda epey çaba harcadılar. Bulunan iki yer de kötü çıkınca bizi evlerine davet ettiler. Biz de o saatten sonra başka şansımız olmadığı için kabul ettik. Ancak itiraf etmek gerekirse bir yandan da bir İtalyan aileyle kalmak nasıl olur diye merak da ediyorduk.

Eve geldiğimizde bizi oldukça içten bir aile karşıladı. Anne bir yandan yemek yapmak, diğer yandan odamızı hazırlamak için koşturdu durdu. Ev, tamamen 70’li yıllardan kalma eşyalarla tipik bir İtalyan evi. Zaten buralarda en sevdiğim şey, bozulmamış oluşu. Seneler önce de gelseniz, sonra da gelseniz hem şehirler, hem evler, hem de evlerin içi aynı.

Italyan-Evi-Toskana

İki katlı müstakil evin arka bahçesi onların çiftliği olmuş. Küçük bir bahçe ama aileye yetecek kadar domates, patlıcan, fasulye bu bahçeden taze taze geliyor. Mutfak ise kuzine ocaklar, tahta raflar, bakır kaplar ile tam hayal ettiğiniz mutfak. Tabi yemek yapmayı seviyorsanız…

Italya-Mutfak-Toskana-Yemek

Evin annesi Maria, bizim alıştığımız görüntülerden pek de uzak olmayarak, bahçesinden topladığı domatesleri konserve haline getiriyordu. Alışveriş yaptığımız ürünlerin bır kısmını buraya getirerek, akşam yemeyini hazırlamayı teklif ettiysem de Maria beni mutfağa hiç sokmadı ve bize harika bir bolonez soslu bir tagliatelle ile bahçesinden topladığı fasulyeyi ve bir et yemeğini yaptı. Yine bahçeden toplanan domatesin lezzetine doyamadık.

Bahceden-Domates

Marketten sadece 1.30 avro’ya aldığımız muhteşem bir kırmızı şarap ve onların açtığı Chianti ise yemeğimize eşlik etti. Yemek sonrası Maria, ananaslı tatlısı ile finali yaptı.

Italyan-Aileyle-Yemek

Tüm gece boyunca Maria ve eşi hiç İngilizce bilmeden, biz ise çat pat İtalyanca ile sular seller gibi anlaştık. Böylece bir kere daha anlamış olduk ki asıl olan insan. Tüm gece birlikte bize kalacak yeni bir ev aradık ve sonunda tam istediğimiz gibi bir evi bulmayı başardık.

Yukarıdaki katta, bize hazırladıkları odada rahat bir uykunun ardında sabah 6.30’da uyandığımda aşağıdaki mutfaktan sesler geliyordu. Biraz sonra mutfağa indiğimde ise Maria’nın reçel pişirdiğini gördüm. İtalyanların daha şehirleşmiş, hazır yemeklere yönelmiş olduğunu zannediyordum ama bu görüntüler bana hala eski adetlerin korunduğunu gösterdi ve bu bozulmamışlık beni çok mutlu etti.

Toskana-Domates-Sosu

Sabah kahvaltımızın ardından diyeceğim ama kahvaltı bizim alıştığımız türden değil. Avrupada kahvaltı kültürü yok. Kruvasan ve kahve tarzında atıştırmak bile diyebiliriz. Maria da bize kendi yaptığı incirli turta, yine kendi yaptığı marmelat ile kahve ikram etti ve ardından vedalaşarak yeni evimize doğru yola çıktık.

İkinci bulduğumuz ev ise bize ‘iyi ki de değiştirmişiz’ dedirtti. Çünkü anladık ki, burada kaldığınız bölge çok önemli. Toskana bölgesi büyük olduğu için en güzeli, vadiye en yakın yerde kalmak. O da Val d’Orcia bölgesi içinde olmalı ama seçim yaparken konaklama yerinin merkeze uzaklığı ilk dikkat edilmesi gereken nokta.

Toskana, 4500’den fazla ‘Agriturismi’ denilen oda ya da ev şeklinde kalma alternatifi sunan çiftlik evleri barındırıyor ve konaklamaların çoğunluğu da buralarda yapılıyor. Genelde büyük odalar ya da geniş evler ve yüzme havuzu da sunduğu için önerim bu tesisleri seçmeniz. Bizim de seçtiğimiz bu ev de bu tarzda, Foina della Chiana kasabasında, ‘La Lisa’ adında bir konaklama yeri.

Maria’nın evinden ayrıldıktan sonra, önce Loro Ciuffenna’nın merkezini dolaşıp, sonra da Greve in Chianti’de Şarap Tadım Festivali’ne uğrayarak geldiğimiz için varışımız akşamüstü saatlerini buldu.

Chianti-Sarap-Tadimi

Çok keyifli iki katlı, ‘L’ şeklinde tasarlanmış harika bir taş eve vardık. Geldiğimizde bahçede kocaman bir masa kurulmuştu ve büyük bir kalabalık vardı. Ev sahibi Barbara bizi oldukça içten karşıladı. Bir arkadaşlarının doğum günü olduğu için pizza fırınını açmışlar ve kayınvalidesi sabahtan beri pizza açıp pişiriyormuş. Bizi de sofraya davet ettiler.

la-lisa-toskana-italya-

Diğer dairede kalan Fransız çift ile beraber sofraya geçtik. Bu gece de yine bir İtalyan ailesine konuk olmuştuk anlaşılan. Bruschetta (ekmek dilimleri üzerinde taze domates, fesleğen, sarımsak ve zeytinyağı ile hazırlanan bir aperatif), pizza, salata ve doğum günü pastasından oluşan tipik bir İtalyan yemeği ile bize hoş bir süpriz oldu bu sofra…

La-Lisa-Pizza-Italya

Toskana bize kollarını açtı ve her gittiğimizde yerde harika sofralarla ağırlanıyorduk. Fakat bunun yanında benim de hayalim burada biraz yemek pişirmekti. 2012 yılında Toskana’da çevrilen ve benim de en sevdiğim filmlerden biri olan ‘Under the Tuscan Sun/ Toskana Güneşinin Altında’ filmi, sanırım bu hayalimin bir parçası oldu. Her zaman yollarda olup, çok yer gezip görmeye çalışıyoruz ama bu gezimizde niyetim, güzel bir evde kalıp, lezzetli İtalyan yemekleri yapıp, biraz da oralı gibi olmak yönündeydi. Evde kalıp dinlenme kısmını pek gerçekleştiremediysek de, yemekler yapıp, sofralar kurma hayalimi birazcık gerçekleştim diyebilirim.

La Lisa’da kaldığımız diğer akşamlarda, gün içinde Toskana’yı keşfedip akşam üzeri eve dönüp mutfağa girdim. Vaktimiz az ve yorgun olduğumuz için daha pratik ve hızlı pişecek yiyecekleri tercih ettim. Bu arada her dönüşümüzde, Barbara bizim için kapıya bir şeyler bırakıyordu. Bir gün arka bahçeden toplanan çeri domatesler, diğer gün ipte kurutulmuş acı biber… Elbette bunlar da menünün bir parçası oluyordu hemen.

Malzemelerin bir kısmını Maria ve ailesine hediye ettiğimiz için, yeniden alış veriş yaptık. Bu arada epeydir yemek programlarında gördüğüm ve tadını merak ettiğim mor patates buldum. Patlıcan da alarak ‘Melanzane alla Parmigiana’ yani kızartılmış ince patlıcan dilimlerinin peynir ve domates sosuyla kat kat dizilmeşiyle yapılan tipik bir İtalyan yemeği hazırladım. Ben bu tarife patates de ekledim. Patatesleri haşlayıp, patlıcanları ise zeytinyağında ince ince kızarttım. Bir kat patlıcan, bir kat patates, bir kat domates sosu ve üzerine bolca parmesan peyniri. Sonra hepsinden ikinci katı geçip, en üste yine bol parmesan peyniri ekleyip fırına attım. Biraz karışık gözükse de tadı muhteşemdi. Ancak görüntüsü çok güzel olan mor patateslerin tadının pek de farklı olmadığını söyleyebilirim.

Soframızın eksik olmayan bir diğer tipik İtalyan salatası ‘In salata di Caprese’ yani mozzeralla ve domates salatasıydı. Mozzeralla peyniri, taze fesleğen ve domatesin muazzzam birlikteliği ve üstüne ekstra sızma zeytinyağı ile başka yemeğe bile gerek bıraktırmayan bir lezzet.

Somon füme ve kapari çiçeklerinden oluşan kanapeler ve fırında tavuk, zeytinyağlı rezene ise diğer akşamın menüsü oldu. Organik tavuğun lezzetini neredeyse unuttuğumu söyleyebilirim. Fırında zeytinyağı ve kekikle muhteşem bir ziyafete döndü.

Evdeki son akşamımızın yemeği ise yine bir İtalyan klasiği deniz mahsüllü tagliatelle idi. Ancak deniz mahsullerini limonladıkları için makarnanın içinde ekşi tadı hoşumuza gitmedi. Zaten fazla da karbonhidrat almayalım diye son gecemizin yemeğinin büyük bir kısmı maalesef dökmek zorunda kaldık. Risottaya vaktimiz kalmadığı için, diğer yiyeceklerle beraber Barbara’ya bıraktık. Eminim benden daha güzel tarifler onların ellerinden çıkmıştır.

Sonrasında iki gece Siena, bir gece de Bologna’da kalarak gezimizi sonlandırdık. Ancak Siena yolu üzerinde Asciano’da yediğimiz yemeği hayatım boyunca unutmam. Yemek demek de ne derece doğru olur gerçi bilemedim çünkü yediğimiz aslında Burrato peyniri, zeytinyağlı sebze, bresaola (pastırma) ve gerçekten son 20 yılda yediğim en lezzetli domates idi. Domates, bu minicik mekanı işleten bayanın babası tarafından sabah bahçelerinden toplanmış. Özenmemek elde değil!

Bologna ise tam bir gurme cenneti! Bence envai çeşit peynir ve bresaola için en doğru adres.

Aperol-Spritz-Italya

Yine burada da peynir ve ete eşlik eden Aperol Spitz ile bu gezimizi de noktaladık. / İtalya’da Aşçı Olmak

 

CEVAP VER