Vikinglerin ülkesi İzlanda’da birinci günümüzde Eldborg Kraterinin önünden geçerek, Kirkjufell Dağı ve şelalesini ziyaret etmiştik. İkinci günümüzde ise rotamız güneye doğru… Vik sahillerinde simsiyah lavlardan oluşan kumlarıyla ünlü Reynisfjara ve Dyrholaey plajlarına doğru yola çıktık.

İzlanda’nın güneyi ülkenin en ünlü ve ziyaret edilen turistik mekanlarına ev sahipliği yapıyor. Simsiyah kumlu plajları, sayısız buzul nehirleri ve efsanelerle dolu bazalt kayaları ile bölge, dünyada başka hiçbir yere benzemeyen bir kıyı şeridine sahip. Kıyı boyunca sıralanmış kasabalar ise, taze deniz ürünleri ve restoran kültürleriyle ünlü.

Reynisfjara ve Dyholaey plajları, Vik köyünün bitişiğinde, güney sahilinin ortasında yer almakta. Bunun anlamı, adanın etrafında tam bir tur olan Ring Road rotasını yapanların ya da veya Jökulsarlon buzul gölüne doğru gidenlerin geçeceği ve bu plajlarda muhakkak durmaları demek.

Meşhur Viking Atları

Sahile uzanan yolculuğumuz haritanın gösterdiği mesafeden daha uzun sürdü. Tabi yolculuğumuzun uzamasındaki en büyük etken, fotoğraf için sürekli mola vermemiz oldu. Ama zaten bunun için buradaydık. Yol üstünde karşımıza çıkan atlar İzlanda’nın en eğlenceli görüntüleri bence.

Vikingler tarafından adaya getirilmiş bu atlar. Vikingler, gemiyi mümkün olduğunca çok at koyabilmek için en ufak ve kısa olanlarını seçmişler. Sonrasında da bu atlar burada İzlanda’ya özgü yeni bir at cinsinin doğmasına sebep olmuş.

Atlar kızıl, beyaz, siyah ama yeleleri sarı, uzun… Ben saçları diyorum onlara, fön çekilmiş gibi ve rüzgarda koşarken yana savruluyor…

Yolumuzun üzerinde serbestçe koşan atların peşine takılıp onları takip ettik. Bizi bir at çiftliğine kadar getirdiler. Çiftliğin sahibiyle konuşunca oldukça şaşırdık.

Çünkü çiftliğin sahibi Türkiye’ye defalarca gelmiş. Van gölüne gitmiş, Ağrı Dağı’na çıkmış. Nereden nereyeee???..

İzlanda’nın Dilek Ağacı Sutyenlerden Olmuş

Yol üzerinde ilginç bir mola yerimiz daha oldu. Bir evin önündeki tellerde boylu boyunca asılmış çoğunluğu sutyen ve külotları görünce şaşırdık. Durup hemen fotoğraf çektik tabi.

Söylenene göre ev sahibi komiklik olsun diye tellerine sutyen bağlamış. Ardından gelip geçenler de bağlamaya devam edince böyle enteresan bir görüntü çıkmış ortaya… Demek dilek ağaçları da böyle oluyormuş işte!

Dağa ulaşmadan önce bir kahve molası verdik ve o sırada havanın ne kadar güzel olduğundan bahsettik. Ne kadar soğuk olabilir ki? diye aramızda gülüştük bizi neyin beklediğinden habersiz…

Rüzgarla Güçlü Bir Mücadele ile Dyrholaey

Önce Dyrholaey sahiline tepeden bir bakış atmak istedik. Park ettiğimiz alanda rüzgar kendini hissettirmeye başladıysa da tepeye doğru yürümeye başlayınca bırakın çekim yapmayı yürümek bile imkansızlaştı. Hatta zayıf olan Berna geri bile döndü uçacağından endişe ederek…

Zar zor çekim yapmaya çalıştıysam da nafile, ancak seyrederken halimize bol bol güleceğimiz rüzgarla mücadele videoları çıktı ortaya…

Tepeye vardığımda tüm zorluğuna rağmen gördüğüm manzara beni çok etkiledi. Sonsuz gibi görünen simsiyah bir plaj, sessiz ama derinden kıyıya vuran ve sahilin siyahına bir o kadar zıt bembeyaz dalgalar ve denizin üzerinden çıkmış tepesinde kuşlar uçan siyah bir kaya… Issızlık, yalnızlık, hüzün… Değişik duygular ama kesinlikle beraberinde bir de güzellik…

Issızlığın Ortasında Kaya Manzaraları ile Dyrholaey

Dyrholaey, Reykjavik şehrine yaklaşık 174 km uzaklıkta veya arabayla yaklaşık iki saat uzaklıkta. Ama İzlanda’nın en güneyindeki güzel küçük köy Vik’e çok yakın. Zaten Ring Road adı verilen tam ada turunu ya da güney sahillerini gezenler muhakkak bu güzergahı birlikte yapıyorlar.

Dyrholaey küçük bir yarımada. Biz çıkmadık ama Dyrholaey’in daha yüksek bölgesinde nefes kesici bir görünüm var. Kuzeyde Mırdalsjökull buzulu, doğuda güzel siyah lav sahilleri ve sonunda üç kaya Reynisdrangar… Batıya doğru baktığınızda yine siyah kıyı şeridi ve daha sonra yarımadanın önünde Dyrholaey Arch adını verdikleri büyük bir siyah lav kemeri… Dyrholaey ‘kapı deliği olan tepe adası’ anlamına geliyormuş. Alt bölgede Arnardrangur Eagle rock” adında son derece havalı bir kayayı da görebilirsiniz. Kaya, adını kayada yuvalanmış kartallardan alıyor ancak kartallar 1850’den beri orada yuvalanmıyorlarmış.

Görsel internetten alınmıştır.

Sahilin arka planında Reynisdrangar kayalarını ve Reynisfjara plajını görüyorsunuz. Gelgit düşük olduğunda siyah sahil boyunca güneye doğru yürüyebilir ve gerçekten güzel olan küçük mağaraları ve kaya oluşumlarını keşfedebilirsiniz.

Görsel internetten alınmıştır.

Biz maalesef rüzgarın akıbetinden Dyrholaey Arch ve fenerini göremedik. Araca zar zor dönüp rüzgarın biraz hafiflemesini bekledik Reynisfjara sahiline ulaşmak için…

Sinsi Dalgaların Sahili Reynisfjara

Reynisfjara, Dyrholaey’in diğer ucu aslında ama yürüyerek ulaşmak zor, bu yüzden araba ile gitmek lazım. Reynisfjara sahilinde önce bir kahve molası verdik. Hem ısınmak, hem de rüzgarın yorgunluğunu atmak için…

Sahilin hemen önündeki kafede biraz dinlendikten sonra plaja indim. İzlanda için ‘bu dünyadan değil’ diyorlar ya, galiba haklılar!

Reynisfjara, İzlanda’nın güney sahilinde, Vík í Mýrdal ya da kısaca Vik küçük balıkçı köyünün hemen yanında bulunan dünyaca ünlü bir siyah kumlu plaj. Muazzam bazalt kayaları, sinsi Atlantik dalgaları ile İzlanda’nın siyah kumlu plajlarının en güzeli olarak kabul ediliyor. 1991 yılında National Geographic, Reynisfjara plajını gezegende ziyaret edilebilecek en iyi 10 tropik olmayan plajdan biri olarak seçmiş.

Yine simsiyah  bir plaj, hemen kenarında dikdörtgen şekiller almış ilginç Gardar bazalt kayaları ve Reynisfjara plajının sonunda denizden sivri bir şekilde yükselen Reynisdrangar isimli üç kaya…

Dalgalarla mücadele eden insanlar… Bunlara ben de dahilim tabi. Rüzgardan kaçıp burada da dalgaya tutulduk. Ama girişteki tabelalarda da üstüne basa basa belirttikleri gibi buradaki dalgalar çok tehlikeli.

Zaten ‘sinsi dalgalar’ adını vermişler bu dalgalara… Çünkü oldukça masum ve sakin duruyorlar ama hiç tahmin etmediğiniz bir şekilde aniden ve hızla adeta bir yılan gibi üstünüze geliveriyorlar. Bu gelgit dalgaları yüzünden ne yazık ki Reynisfjara sahilinde 2017 yılında ölümle sonuçlanan kazalar olmuş. O yüzden dikkat! Dalgalara asla sırtınızı dönmeyin ve 30 metreden fazla yaklaşmayın!

Rüzgarla ve dalgalarla nasıl mücadele ettiğimi meraka ediyorsanız haydi buyrun YouTube videoma… 🙂

İnanışa Göre Reynisdrangar Bazalt Kayaları Aslında Troller

İzlanda halkı efsanelere çok inanıyor. Onlara göre elfler, troller gerçekten var. Gökkuşağını elflerin yaptığına inanıyorlar mesela. Eğer bir yeni bir yol yapılacaksa ve bu güzergahın elflerin yaşadıkları bir yer olduğuna inanıyorlarsa yol yapımı ya duruyor ya da iptal oluyormuş.

Saga adını verdikleri destansı hikayeleri hala inanarak okuyorlar. İşte bu hikayelere göre, bu büyük bazalt sütunlar bir zamanlar gemileri okyanustan kıyıya çekmeye çalışan trollermiş. Ancak, bu troller bir gece geç saatlerde dışarı çıkmış. Güneşin şafakta doğmasıyla, ışığı gören troller taşa dönüşmüş.

Başka bir efsane ise, karısı kaçırılıp iki trol tarafından öldürülen bir kocadan bahsediyor. Adam Reynisfjara’ya giden trolleri izlemiş ve onları dondurmuş ve bir daha asla öldürmemelerini sağlamış.

Tabi bu kadar efsanenin olduğu bir yerde Game of Thrones’un olmaması mümkün değil. 7. Sezonunda ‘North of Wall’ sahneleri bu kayaların önünde çekilmiş.

İzlanda’nın Sembolu Puffin Kuşları da bu Sahilde

İzlanda’nın güney sahilleri binlerce kuşa ev sahipliği yapıyor. Burada bulunabilen türler arasında puffin kuşları İzlanda’nın adeta sembolü. Her yerde bu kuşların fotoğrafı, magneti, oyuncakları satılıyor. Kış mevsiminde olmadıkları için biz de oyuncakları ile idare ettik 🙂

Güney Sahiline Görülecek Diğer Yerler

Biz göremesek de sizlere rehberlik etmesi açısından ve belki ben de bir daha giderim diye bu güzel rotada başka neler var bilgi vermek istedim:

  • Vík í Mýdral veya sadece Vik, İzlanda’nın en güneydeki ve en güzel köyü. Ring Road ya da güney rotasında muhakkak uğranılan bu köyde çoğunlukla konaklama yapılıyor. Ben de kesinlikle tavsiye ederim. Konaklamayı burada yaparsanız köyü yakından görme fırsatınız da olur. Hemen yanı başındaki Katla volkanın patlamasından zara görmesin diye en tepeye yapılmış kiliseden tüm köyün fotoğrafını çekebilirsiniz. Sadece 300 civarında nüfusu olmasına rağmen, köy rahatlığı ve manzaraları ile turistler arasında çok popüler.
Görsel internetten alınmıştır.
  • Eyjafjallajökull– İzlandaca ‘ada dağı buzulu’ anlamına gelir. 1651 metre yüksekliğindeki buzul volkanı Eyjafjallajökull’ün krateri bile 3-4 kilometre çapında. Bu yanardağ, 920, 1612 ve 1821 yıllarında patlamış. 200 yıllık sessizliğin ardından ise 20 Mart 2010’da korkunç bir patlamayla küller Avrupa’ya kadar yayılmış. Avrupa’nın batı ve kuzeyini etkilediği gibi 20 ülkenin hava sahasının kapanmasına neden olan bir patlama gerçekleşmiş.
Görsel internetten alınmıştır.

Eyjafjallajökull, en ünlüsü Gigjökull olan birçok buzula sahip. Eriyen buzul sularından pek çok nehir oluşur ve bunlardan biri güney sahilinin en güzel şelalelerinden biri Seljalandsfoss’a düşer.

Eyjafjallajökull şimdi tamamen güvenli ve güney sahilinin turunda açık havada rahatlıkla görülür. Hvolsvöllur kasabasında, bir ziyaretçi merkezi var. Çiftliğin sahibi sel, lav ve kül tarafından evleri harap olan birçok aileden biri.

Her patlama arasında yüzlerce yıl olduğundan dolayı yeniden patlaması beklenmiyor. Ancak komşusu Katla her an gürlemeye başlayabilir.

  • Katla Volkanı– İzlanda’nın en büyük dördüncü buzulu Mırdalsjökull’un altında bulunan İzlanda’nın en patlayıcı volkanlarından biri. Oluşumundan bu yana ortalama her elli yılda bir patlayan volkan en son patlaması 1918’de olmuş.
Görsel internetten alınmıştır.

Katla, 2010 yılında patlayan ve iklim değişikliğinin yanı sıra hava trafiğinin yaygın şekilde bozulmasına neden olan Eyjafjallajökull volkanına bağlı. Genellikle, onun patlama ile tetikleniyormuş ve patlamalar ondan on yıl  sonradan geliyormuş. Dolayısıyla da bugünlerde dikkatler Katla yanardağında.

Bu arada Katla ismi İzlandacada ‘su ısıtıcısı’ anlamına geliyor ve İzlanda’da en çok kullanılan kız isimlerinden biri.

  • Katla Buz Mağarası – Yanardağın hemen karşısınızdaki buz mağarası buraya kadar gelip de atlanmaması gereken yerlerden biri bence. Mağaraya 150 dolar civarında olan turlar düzenleniyor.
Görsel internetten alınmıştır.
  • Westman Adaları – Seljalandsfoss’a doğru giderken sağa bakarsanız 15 tane adacık ve 30 adet de kayaları göreceksiniz. 1964 yılında volkan patlaması sonucu oluşmuş kaya parçacıkları aslında bu adacıklar. 1967 yılında da İzlanda topraklarına dahil edilen topraklara 4 bin kişi yerleşmiş. Puffin kuşlarının da ana vatanı olan adalarda her haziran ayında paganlar toplanıyormuş.
Görsel internetten alınmıştır.
  • Eldhraun Lav Tarlaları – İzlanda ve hatta dünya tarihinin gelmiş geçmiş en büyük volkan patlamasi 1783 yılında Laki volkanının patlaması sonucu oluşmuş. Bir yıl süren patlamarda İzlanda nüfüsünün neredeyse içte biri yaşamını kaybetmiş. Tüm dünyada iklim değişiklikleri olmuş. İzlanda üç yıl boyunca karanlığa mahkum olmuş. Avrupa’da ise yıllarca süren hava kirliliği oluşmuş.
Görsel internetten alınmıştır.

İşte bu patlamanın sonucunda ise Eldhraun Lav Tarlaları (Fire Lava) ve Lakagigar krateri oluşmuş. Bugün lavlar iklimin etkisiyle nemlenmiş ve yosun tutmuş. Justin Bieber İzlanda’daçektiği ‘I will Show you’ şarkısının klibinde görülen bu tarlalar bugün oldukça turistik.

  • Solheimasandur Uçak Enkazı– İzlanda’nın belki de en çok turist çeken yerlerinden biri bu uçak enkazı. Üzerine çıkıp poz verenler mi istersiniz, yoksa gece kuzey ışıkları ile uçağın fotoğrafını çekenler mi?
Görsel internetten alınmıştır.

Uçağın hikayesi şöyle: Yakın zamana kadar, İzlanda’nın kendi silahlı kuvvetleri olmadığı için ABD’nin Keflavik’te bir NATO üssü vardı. Düşen uçak 1973 yılında bölgeye uçan Amerikan Donanması uçağı. Uçağın düşme sebebi yakıtın tükenmesi gibi görünse de daha sonra pilotun aslında yanlış yakıt deposuna geçtiği anlaşılmış. Pilot İzlanda’nın güney sahilindeki Solheimasandur’daki siyah plaja acil iniş yapmak zorunda kalmış. Neyse ki bu iniş sırasında kimse hayatını kaybetmemiş.

Kalıntılar hala denize çok yakın kumların üzerinde. Uçak enkazında ulaşmak için yoldan üç kilometre kadar yürümek gerekiyor.

  • Skógafoss yani Skoga Şelalesi– İzlanda’da şelalerin ülkesi. 10 binden fazla şelalenin olduğu ülkede haliyle adım başı bir şelaleye rastlanıyor. Ancak içlerinden bazıları oldukça ünlü. 25 metre genişliğinde ve 60 metre düşüşle İzlanda’nın en büyük ve en güzel şelalelerinden biri. Su taneciklerinin etrafa dağılmasıyla genellikle gökkuşağı ile birlikte görülüyor ki bu da fotoğrafçı olsun olmasın herkesi buraya çekiyor.
Görsel internetten alınmıştır.

Skógafoss’un altındaki Skoga Nehri’nde çok bol somon ve alabalık var. Bu nedenle özellikle yaz aylarında balıkçılar için en sevilen yerlerden biri.

Skógasafn müzesinde bu şelaleye ait bir altın halka sergileniyor. Efsaneye göre, halka bölgedeki ilk Viking yerleşimcilerinden biri olan ve dev olduğu söylenen Þrasi Þórólfsson’un sahip olduğu bir sandığa ait. MS 900’deki ölümünden önce Þrasi’in Skógafoss şelalesinin arkasındaki mağarada altınla dolu bir sandık gömmüş..

Þrasi’nin ölümünden sonra sandığı almak için birçok girişimde bulunulmuş ve yıllar sonra halk sandığın yan tarafındaki halkayı tutmayı başarmış. Ancak çektiklerinde halka koptu ve hazine sonsuza dek kaybolmuş. Halka müzeye gitmeden önce kiliseye verilmiş.

Şelaleyi üstten görebileceğiniz ve hatta kaynağına yaklaşabileceğiniz yürüyüş patikaları var. Yanına kadar gitmeseniz de şelaleyi üstten mutlaka izleyin.

  • Seljalandfoss– Seljalandfoss en çok fotoğraflanan şelalelerden biri. Seljalandfoss’u bu kadar özel yapan şey arkasına geçip, etrafında tur atabilmeniz. Yolun hemen kenarında olması da ulaşımını kolay kılır.

Seljalandsá nehrinin bir parçası olan Seljalandsfoss şelalesinin kökleri, buzul Eyjafjallajökull’un altında. Dar bir şelale olsa da arkasına geçilebildiği için en çok fotoğraflanan şelalelerden biri.

Görsel internetten alınmıştır.

Biz buraya uğradık ancak 180 kilometre hızla esen rüzgar yüzünden ne yazık ki çok yaklaşamadık. Benim çabalarımı videomdan izleyebilirsiniz. 🙂

  • Gljúfrabúi şelalesi – Bu gizli hazine, ünlü ve kalabalık Seljalandsfoss’a sadece birkaç adım uzaklıkta. Çok sayıda etkileyici şelalenin bulunduğu İzlanda’da bu şelalenin tek sorunu kanyona girerken ıslanmanız. Adı “Gorge Dweller” anlamına geliyor ve Gljúfrabúi aynı zamanda Gljúfrafoss olarak da adlandırılıyor.

Gljúfrabúi’nin 40 metre yüksekliğinde ve önünde neredeyse tamamını kaplayan büyük bir kaya, şelalenin alt kısmını görmeyi zorlaştırıyor. Bu kayaya Franskanef uçurumu ya da Fransız burnu adı verilmiş. Efsaneye göre kayanın Huldufolk tarafından şelaleyi saklamak için konulduğu söyleniyor.

Görsel internetten alınmıştır.

Franskanef’e tırmanmak ve şelaleyi yukarıdan görmek mümkün. Çıkışta size yardımcı olacak bir zincir var ama özen gösterilmeli ve kesinlikle herkes için uygun olmadığı da unutulmamalı . Gljúfrabúi korunan bir doğal anıt.

 

1 YORUM

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.