Show Tv’de yeni başlayacak olan ve eşimin de görev aldığı Nöbet dizisinin çekimleri sırasında eşimi ziyarete gittiğimde karşıma oldukça sürpriz bir ilçe çıktı. Kendini sanki kendine saklamış, geleneksel kültürü gündelik yaşamına aktarmış, etrafına Torosları alıp içine bir çanak gibi yerleşmiş, Anadolu kültürünün bütün özelliklerini yansıtan, güzelliklerini turizm çığırtkanlıklarına girmeden mütevazi bir şekilde geliştirmiş, Sedir ormanları, gölleri ve tertemiz havası ile Elmalı!

Antalya’ya bağlı olan Elmalı, merkezden iki saat uzaklıkta. Elmalı Dağı, Beydağları, Tilkicik Tepesi, Topdağı Tepesi adeta birer muhafız olmuş bu sakin beldeye… Neredeyse 1200 metre yükseklikteki havası da özellikle yaz aylarında güneyin sıcağından yaylaya kaçmak isteyenler için ideal.

Her zaman söylediğim gibi bence bir yeri keşfetmenin en güzel yanı yürümek ve hatta kaybolmak. Ara sokakların anlatacağı çok hikaye olur her zaman.

Ben de eşim yoğun olduğu için kendi kendime başladım bu güzel kasabada yürümeye. Ana caddesi İbrahim Elmalılı beni yeni restore edilmiş eski çarşıya çıkardı. Bakırcılar sokağı, hepsi birbirinin aynı yani görüntü kirliliği yaratmayan ahşap tabelalı arastalar, sayısı dört yüzü geçen ve hepsi yenilenmiş 100-150 yıllık Elmalı konakları ile bu eski meydan çok güzel.

Biraz daha ileriye doğru yürüdüğünüzde ise köy başlıyor, yani esas Elmalı! Yollar pırıl pırıl parke taşlarla döşenmiş. O kadar temiz ki gerçekten bal dök yala! Parke taşlı yola eşlik eden tahta korkuluklar, zarif bir sanatla işlenmiş sokak lambaları, ahşap süslemeli konaklar ve köy evleri sizi etkisine alıveriyor ve yol Sinani-ı Ümmive Vahab-i Ümmi tekkelerine kadar çıkıyor.

Bu kişiler kimdir ve neden buradadır demeden önce biraz Elmalı tarihine bakalım isterseniz…

8000 Yıllık Geçmişi İle Elmalı

Elmalı Müzesi’nde Elmalı Belediye Kültür ve Sosyal İşler Müdürü Sayın Durmuş Altan Bey ile buluşunca burası hakkındaki şaşkınlığım biraz daha arttı. Bir arkeolog olan Durmuş Bey Elmalı’nın tarihini bir kitap gibi anlatırken memleketimizin dört bir yanında keşfedilecek ne güzel yerler olduğunu bir kere daha fark ettim.

Hani şu parayı buldular diye hep kızdığımız Likyalılar var ya, işte onların yaşadığı yer Elmalı! Antik çağda Likya olarak tanımlanan bölge burası ve Elmalı da bu bölgenin tam kalbi. Denizi keşfetmeleriyle daha sonra başkent yaptıkları Xantos’a (Bugünkü Patara) kadar bu bölgede yoğun olarak yaşamışlar.

Karaburun, Semayük, Karataş, Kızılbel Anıtsal mezarları M.Ö. 5. – 6.  yüzyıla ait Likya özelliği taşımakta. Bu çevrede yapılan arkeolojik kazılar sonu ortaya çıkan minik bir ev ya da oda şeklindeki anıtsal mezarlarda ölen kişinin yaşamı ile pek çok şey resmedilmiş. Avı, balıkçı, çok zengin bir tüccar gibi bugün o resimlere bakarak hem kişinin yaşamını, hem de o dönemin ne kadar ileri bir uygarlık olduğunu anlayabilmek mümkün.

Bayındır Köyü’nde yapılan kazılarda tümülüsler açılmış ve bulunan eserlerin Frig dönemine ait olduğu ortaya çıkmış. Likyalılar, Persler, Romalılar uzun yıllar boyunca hüküm sürmüşler.

Bölgeye Türklerin yerleşmesi XI. yüzyılda başlamış. XII. yüzyılda Antalya ile Aydın arasında iki bin Yörük çadırının olduğu bilinmekte. İlçenin mahalleleri birçoğu oğuz boylarının isimlerini taşımaktadır. Yuva, Salur, Bayındır, Eymir, Avşar, Bayat gibi… Bugün Seyir Terası’nda on altı Türk Boyu’nun bayrakları ile o dönemler de hatırlanmakta ve yeni nesillere öğretilmekte. Selçuklu Devleti ve Teke Beyliğinden sonra Yıldırım Beyazıt zamanında da Osmanlı topraklarına katılmış Elmalı…

Müzede ilk günlerden bu yana yapılan arkeolojik kazılar sonucunda gün ışığına çıkarılan birçok tarihi eserle ile ilgili harika bir sunum söz konusu. Kazılar sonucu bulunan tarihi eserlerden bazıları Kızılbeli Mezarları, Likya Yolu, Fildişi Çocuklu Kadın Heykeli, Gümüş Kral Heykeli, Semahöyük Küp Mezarları, Yapraklı Köyü Yazılı Kaya, Armutlu Köyü Kaya Mezarı, Söğle Yaylası Arı Serenleri, Çobanisa – Gilevgi mahallesi arasında tarihi Helenistik devri Gilevgi Kalesi tarihsel ve kültürel zenginliğin göstergesi ki bunlar bize bu toprakların nasıl bir köklü geçmişi olduğunu açıkça anlatıyor.

Tarihten Bu Güne Elmalı’da Görecek Pek Çok Şey Var

Hazır Elmalı Müzesi demişken öncelikle burada neleri görebilirsiniz buradan başlamak istiyorum.

İbrahim Elmalılı caddesi üzerindeki eski Hükümet Konağı’nda kurulan müze, Antalya Müzesi Müdürlüğü’ne bağlı olarak 2011 yılında ziyarete açılmış. Açık hava galerisi olan bir bahçeye de sahip müzede giriş katı geç kalkolitik döneme ait eserler ile başlayıp Karataş- Semayük’ün ilk Tunç dönemi eserleriyle devam ediyor.

Beni müzede en çok etkileyen ise, içlerindeki iskeletler ve ölü hediyeleri ile birlikte Karataş-Semayük mezarlık alanında bulunmuş olan üç adet küp mezar oldu. Mezarın tamamı bir fotoğrafta sergileniyor. Hepsinin ağzı doğuya dönmüş, toprak altındaki onlarca dev küpler…

Buradaki üç mezar örneğinde embriyo şekli verilerek, doğuya bakan şekilde gömülmüş iskeletler görüyorsunuz ki, bu da size o dönemin dini inanışını sergiliyor. Doğuya bakması ve embriyo şeklinde olması ölümden sonra yeni bir yaşam olduğuna ve yeniden doğuşa inandıklarını gösteriyor.

Hacımusalar Höyük ve Karaçakır kazılarında bulunan eserler; Karaburun, Kızılbel ve Bayındır Tümülüs kazılarından elde edilen bazı buluntular, on iki tanrıya hazırlanmış adak taşları ile bazı yazıtlı taşlara ait örnekler de Elmalı Müzesi’nde sergilenmekte.

Diğer salonda ise, orijinalleri Antalya Müzesi’nde olan Likya şehir sikkeleri ile Roma İmparatorluğu sikkeleri sergilenmiş. Işıklı haritalar ile bölgede sikke basan kentler gösterilmiş ve fotoğraflarla birlikte kronolojik olarak sikkelerin tarihçesi anlatılmış ki gerçekten görülmeye değer…

 Arykanda antik kenti ise beni çok etkileyen diğer bir eser. Durmuş Bey’in aynı zamanda bitirme tezi olan bu tarihi şehir o dönemlerde insanlığın gelmiş olduğu uygarlığı açıkça gözler önüne seriyor. Ne kadar demokratik olduklarını gösteren parlamentoları, soğuktan sıcağa kademeleri olarak geçen hamam sistemleri, bahçeleri evleri ile o döneme ait pek çok şey hakkında bilgi sahibi oluyorsunuz. Kazılarda ortaya çıkan Roma ve Bizans dönemine aitev sunakları, adak taşları, lahit ve heykel parçaları, pişmiş topraktan kaplar, takı ve tıbbi aletlerden seçilmiş örnekler de burada sergilenmekte.

Karaburun ve Kızılbel mezarları ise orijinal ölçüleri ile rekonstrüksiyon olarak sergileniyor. Buradaki ilginç hikaye ise tüm bu kazıların yapılmasında büyük emeği olan ve ömrünün atmış yılını Anadolu arkeolojisine adayan Amerikalı arkeolog Prof. Machdelt Mellink’in hikayesi. İlk olarak 1947 yılında Tarsus Gözlükule kazıları için Türkiye’ye gelip aşık olan arkeolog 1963 yılından itibaren Elmalı kazılarında pek çok önemli buluşa imza atmış.

Ancak buradaki hikaye mezarların bulunuşu değil, Mellink’in küllerinin Kızılbel mezarına dökülmesi. Elmalı kazılarını sürdürdüğü yıllar boyunca burayı ve insanlarını çok seven arkeoloğun külleri 16 Eylül 2006 yılında sembolik bir törenle çok sevdiği Likya şarabı, fırından yeni çıkmış taze Elmalı karafırın ekmeği, beyaz peynir, tulum ve kaşar peyniri ve Elmalı üzümü ve tabi ki elması ile yapılan sembolik bir törenle tümülüse dökülmüş. Söylenenlere göre o anda çıkan bir rüzgar ile küller tüm Elmalı Ovası’na dağılmış ve Prof. Mellink’in çok sevdiği bu topraklarda yeniden hayat bulduğuna inanılmış.

Elmalı Müzesi dört bin metrekarelik dev bir açık hava müzesine de sahip. Burada sergilenen mezar taşlarında eşler içinde  bir mezar var.

Bahçede sergilenen pek çok tarihi eser ve mezarın yanında, bölgede artık neredeyse yok olmuş arı serenlerinden 5000 yıllık bir seren Yukarı Söğle Köyü’nden alınarak bahçenin bir köşesine kurulmuş.

Bir yarısı batıya, diğer yarısı doğuya bakan tarihi yetmiş tane serenden yeniden bal üretme çalışmaları Elmalı Belediyesi tarafından büyük bir titizlikle yapılıyor. Sadece bu serenlere özel yapılan bir rota ile ilgilenenlere de gösteriliyor. Serenler, tam anlamıyla işler hale geldiğinde UNESCO Dünya Kültür Mirası’na aday gösterilmek isteniyor.

Yüzyıllar Sonra Yeniden Hayat Bulan Elmalı

Elmalı Müzesi’nden neredeyse iki saat boyuna çıkamadım. Tarih insana oldukça farklı duygular yaşattırıyor. O dönemleri merak etmeden geçemiyorum. Kafamda bu düşünceler ile başladım yukarı doğru yürümeye.

Ketenci Ömer Paşa tarafından 1610 yılında yapılan Ömer Paşa Camii Osmanlı mimarisinde, merkezi planlı ve tek kubbeli camilerin en geliştirilmiş örneği. Tamamen kesme taştan inşa edilmiş bir Mimar Sinan ekolünü harikası. Yine kesme taş ve dövme demirden yapılan, 24 kubbeli 12 revaklı  Ömer Paşa Medresesi ise hemen yanında.

Ömer Paşa Cami batısında bulunan ve Evliya Çelebi’nin de bahsettiği Bey Hamamı’nın XVI. yüzyılın sonu XVIII. yüzyılın başlarına ait olduğu düşünülmekte.

Ömer Paşa Camisinin hemen karşısındaki Selçuklu eseri Kesik Minare’nin ahşap camisi ‘Cami Atik’ 1940 yılında çıkan büyük bir yangında yok olmuş. Minarenin tepesi de yıkılınca halk tarafından Kesik Minare olarak adlandırılmış. Hatta zamanla leylekler buraya yuva yapmış ve bu sebeple Leylekli Minare olarak da anılmış. 1990 yılında restorasyonu yapılarak şerefesi onarılan minare adeta Elmalı’nın simgesi olmuş.

Kesik Minare’nin hemen karşısındaki Çatalçeşme, Elmalı Çarşısı içinde. Selçuklular zamanında yapılan çeşmenin üzerindeki 1284 tarihli kitabede şöyle yazıyor: “Curayı dareyinde bu abın himmet eden zatın Babı Rahmetin – Abdal eyleye Allah Sahübül hayat gasb Abdül gaffar” 

Tarihi Elmalı Çarşısı, Elmalı konakları ve sokakları, Elmalı Belediyesi tarafından Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın desteğiyle restore edilmiş ve pırıl pırıl bir görünüme kavuşmuş. Asıl Elmalı merkezi olan bu alanın ortasındaki park, kuş sesleri içinde birbiriyle muhabbet etmek isteyen esnafı ve ziyaretçileri ağırlıyor.

İki-üç katlı, yöreye özgü mimari dokusu bulunan ev ve arastalar, ilçenin en eski yerleşim yerlerinden Hanönü Sokak, Yoncalık, Beyhamamı, Uzunköprü, Dikiciler, Demirciler, Hıdırlık, Eğrekler Geçidi ve Şakir Akça sokaklarındaki çalışmalar ile yenilenmiş. Neredeyse elli yıldır terk edilmiş olan bu bölgede bugün, aynı yüzlerce yıl önceki gibi esnafının birbiriyle muhabbetini duymak mümkün.

Bakırçılar, Helvacılar, Leblebiciler gibi beş çarşısı ve yedi sokağı ile pek yakında özellikle de fotoğraf severler için bir ziyaret merkezi olacağı aşikar.

Elmalı konakları ise, buranın en önemli özelliklerinden biri olan Sedir ağaçlarının hayat bulma şekli. Süslemelerdeki ağaç ve çiçek motifleri ve altı köşeli yıldızlarıyla da Anadolu Kültürünü yansıtan eşsiz örneklerden. Özellikle de Tahtamescit Mahallesi Aylar sokağındaki Elmalı Evleri, Safranbolu, Bursa, Kastamonu gibi Anadolu’da yer alan birçok yerleşim yerindeki evlerin tipik özelliklerini yansıtarak tarihe ışık tutmakta.

Kültürlerin Beşiği, İnanç Merkezi Kadim Elmalı

Elmalılı Hamdi Yazır Kent Müzesi, hem Anadolu mimari özelliklerini, hem de eşine az rastlanır bilgelikteki tefsirci, felsefeci, eğitimci, şair, hattat ve daha yazmaya sığmayacak pek çok özelliğe sahip ‘Hak Dini Kuran Dili’ isimli Kuran tefsiriyle mana alemine ışık tutan Elmalılı Hamdi Yazır’ın eserlerinin ve hayatından kesitlerin sergilendiği yer.

1878 yılında Elmalı’da doğan alim, Atatürk tarafından Kuran’ın Türkçe tefsirini hazırlamakla görevlendirilmiş. Yaklaşık on dokuz yıl süren tefsir çalışmaları boyunca Muhammed Hamdi Yazır’ın en korktuğu şey bitiremeden vefat etmesiymiş. Ne mutlu ki, 1942 yılında İstanbul’da vefatında az önce çalışmasını bitirmiş ve bugün hala Kuran’ın Türkçe meali olarak en çok okunan eser.

Arapça ve Farsça dillerini şiir yazacak kadar üst seviyede kullanan alim, Fransızca konuşamadığı için hor görülünce dört ay gibi kısa bir sürede bu dili öğrenerek, “El-metalip ve’l-mezahip”adında bir eseri Fransızcadan tercüme ederek bir sonraki toplantıda Fransızların önüne koymuş.

Hafızlık, kadılık gibi görevlerinin yanı sıra Meclis-i Mebusan’da Antalya mebusu olarak başlayan siyasi hayatı da uzun yıllar boyunca devam etmiş. Bugün kendisine ait eşyalar ve eserler torunu tarafından müzeye bağışlanarak gelecek nesillere örnek olmakta.

Elmalılı Hamdi Yazır Müzesi’nde çıktıktan sonra tabelalar sizi Sinan-ı Ümmi ve Vahab-i Ümmi türbelerine doğru yönlendiriyor. Elmalı’da doğan Sinan-ı Ümmi’nin doğum tarihi kesin olarak bilinmiyor. Alim Niyaz-i Mısri’nin şeyhi olan Sinan-i Ümmi, tekkesinde ahlaki, manevi ve tasavvuf konusunda bilgiler vermiş ve Halveti tarikatının bir kolu burada kendisiyle yürümüş. 10 Nisan 1657 yıkında Elmalı’da vefat eden zatın kabri kendi adıyla anılan caminin yanındaki türbede.

Pir Vahab-i Ümmi ise, tasavvuf konusunda yüksek irfan sahibi yüce bir zat. Yaklaşık 110-120 yıllık uzun bir ömür sürdüğü düşünülen ve Halveti tarikatının üç asır boyunca Elmalı’da yürümesine yol açan zatın ‘Zincirli Kaya Kerameti’de yüceliğini kanıtlar nitelikte.

Elmalı, 2250 metre yüksekliğindeki Elmalı Dağı eteklerine kurulmuş bir ilçe. Anlatılana göre, yüce zat bir gün müritleri ile zikir halinde iken büyük bir gürültü kopar. Dağın tepesinden kopan dev bir kaya bütün hızıyla köye doğru yuvarlanmaktadır. Vahab-i Ümmi hazretleri o anda ayağa fırlar ve olanca sesiyle ‘medet senden Allah’ım zincirle!’ diye bağırır. Kaya dergaha az kala bu dua ile durur ve inanılana göre görünmeyen zincirlerle dağa bağlanır. Bu yüzden manevi zincirlerle bağlanmış bu kayaya halk Zincirli Kaya adını verir.

Elmalı’nın erenleri elbette bu iki zat ile sınırlı değil. Elmalı ve köylerinde pek çok Anadolu evliyasının türbesi var. Bunlardan biri de Abdal Musa Türbesi. Tekke köyünde yer alan türbede kendisi ile birlikte annesi, babası, kız kardeşi ve Kaygusuz Abdal’ın da kabirleri var.

Anadolu’nun ünlü erenlerinden olan Abdal Musa Sultan, Azerbaycan’ın Hoy Kasabasına gelmiş ve bir süre orada yaşamış olduğundan “Hoylu“ olarak tanınıyor. Hacı Bektaş-i Veli’nin amcası Haydar Ata’nın da torunu olan Abdal Musa Sultan, en ünlüsü Bektaşi edebiyatının büyüklerinden Kaygusuz Abdal da dahil olmak üzere pek büyük ozan yetiştirmiş.

Değişik dönemlerde onarım gören tekke zaman içinde yıkılmış ve bugün sadece Abdal Musa Türbesi kalmış. Türbede, Abdal Musa, annesi, babası, kız kardeşi ile Kaygusuz Abdal’ın kabirleri var.

Türbenin az ilerisinde ise bir adak alanı oluşmuş. Buraya çeşitli bezler bağlayıp, mumlar yakarak dileklerde bulunuyor insanlar. Taşların üst üste konulmasının da Pagan adetlerinden geldiğini düşünüyorum.

Rivayete göre, Gömbe’ye giden Abdal Musa bir dağ köyüne uğramış. Yokluk içindeki köy halkı susuzluktan dolayı kuraklık çekiyormuş ve Abdal Musa’ya ikram edecek bir şey bulamamaktan dolayı mahcup olmuş. Bunun üzerine Abdal Musa, suyu çıkaracağını ama yetişen mahsullerin de yarısını da kendilerine vermelerini söylemiş. Asasını yere vurmasıyla yerden su fışkırmış.

Abdal Musa, artık bolluk içinde yaşayan köylüye mahsulünü almaya geldiğinde köylü kendisini tanımazdan gelmiş. Bunun üzerine kendisi “yazın su içmeye, kışın geçmeye yol bulamayın“ demiş. O günden sonra dağdan gelen su, yazın Elmalı Ovası’na, kışın da Kaş Ovası’na akıyormuş. Bu sebeple bu suya ‘Uçarsu’ da deniyormuş.

Alevi – Bektaşi inancında önemli bir yere sahip olan Abdal Musa, her yıl Haziran ayında  dört bir yandan gelen ziyaretçilerle yapılan etkinlikler, sema ayinleri ve kurban keserek anılıyor.

Abdal Musa Türbesi’nin biraz ötesinde ise Budala Sultan Türbesi, Elmalı dağlarına doğru yer alıyor. Bahçesindeki yuvarlak ve üst üste konulmuş taşlar bana Abdal Musa Türbesindeki adetleri hatırlatıyor.

Elmalı’nın Yüzyılları Deviren Ağaçları ve Binlerce Yıllık Antik Kentleri

Elmalı tarihi, kültürü ve doğa güzellikleri ile her an farklı şeylerle karşınıza çıkıyor. İlçedeki yedi ağaç, aynı toprakları gibi binlerce yıllık. Çığlıkara Tabiatı Koruma alanındaki Koca Katran 2022, Toros Sediri olarak da bilinen Lübnan Sediri 1500, Koç Sedir 650, Katil Sedir 500 yaşında. Sedir Araştırma Ormanı’nda bulunan Koca Sedir 1070, Şah Ardıç ise 800 yıllık.

Vahab-i Ümmi Türbesindeki asırlık çınar da bugün ziyarete gelenleri gölgesinde soluklandırıyor.

Tekke köyünde, Tekke deresinde yaşayan Aslan Ardıç 1700 yaşında ve Abdal Musa Türbesi yakınında bulunan çınar ağacı da tescilli bir anıt ağaç.

Elmalı’nın binlerce yıllık ağaçları ve binlerce yıllık tarihi var. Hacımusalar Höyüğü (Choma), yuvarlak bir görünüme sahip. Kazılarda çıkan çanaklar nedeniyle erken duvarların tarihleri M.Ö. 6. Ve 5. yüzyıllara, geç duvarlar ise Helenistik döneme yani M.Ö. 2. yüzyıllara dayandığı tahmin edilmekte. Kazılar sonucunda, Neolitik dönemden itibaren Kalkolitik dönem, erken Tunç ve Demir çağlarında bu höyüğün var olduğu belgelenmiş. Aynı zamanda bulunan Hacımusalar kilisesinden ötürü de Elmalı’nın dini bir merkez olduğu düşünülmekte.

Podalia Antik Kenti, Karamık köyünde ve Söğle köyündeki Soklai Antik Kenti gibi 1. derecede Arkeolojik Sit alanı olarak tescil edilmiş. Yine 1. Derecedeki Arkeolojik Sit alanı ilan edilen Bozöyük (eski adı Semayük) köyündeki Karataş-Semayük Höyüğü, Prof. Matcheld Mellink başkanlığındaki ekip tarafından ortaya çıkarılmış ve M.Ö. üç binli yıllarda çok önemli bir rol oynadığı yapılan araştırmalarda ortaya çıkmış.

Elmalı’nın Doğa Harikaları

Elmalı’nın ağaçları gibi ormanları da ünlü. Sedir Ormanları, Beydağlarının en yüksek zirvesi olan Kızlar Sivrisi’nin yamaçlarını kaplıyor.  Sedir ağacı dayanıklılığı nedeniyle özellikle gemi ve ev yapımında yüzyıllardır kullanılmakta.

Neredeyse 16bin hektarlık bir alanı kaplayan Çığlıkara Ormanı bir tabiat koruma alanı. Elmalı-Finike sınırında yer alan orman, nadir görülen ağaçların yetişme alanı. Tabi ki bu ormanın da özelliği dünyadaki en kaliteli sedir ağaçlarına sahip oluşu.

Elmalı’nın manzaraları; dağları, ormanları, ovaları ve gölleri adeta bir yağlıboya tablo gibi… Kızlar Sivrisi, 3086 metre ile Bey Dağlarının en yüksek zirvesi. Buraya gitmenin en güzel yolu da Avlan Gölü’nden geçiyor.

Göl, suya yansıyan dağ manzaraları ile çok güzel fotoğraflar veriyor. Avlan gibi karstik olan diğeri göl, Baranda Gölü.

Elmalı’da Kültürel Yaşam

Yapılan kazılarda ortaya çıkan ve orijinali Antalya Müzesi’nde olan tanrıça Leto heykelinin kıyafetlerinden de anlaşıldığı gibi bölgede Yörük kültürü hakim.

Yüzlerce yıl boyunca burada yaşayan Yörüklerin desen ve renkleri bugünkü sanata ve şenliklere yansımış. Bakırcılık, demircilik, kuyumculuk, halı ve kilim dokumacılığı, taş işlemeciliği, kahve değirmeni ve ahşap işçiliği ilk sırada gelen el sanatları ve örneklerini Elmalı Çarşısı’nda bulmak mümkün.  Keçi kılından dokunan ve geometrik figürler ve kelebek motiflerinin ağırlıkta olduğu kilimler ise Selçuklulardan miras.

Elmalı halkı çoğunlukla adından da anlaşılabileceği gibi meyvelik özellikle de elma ve üzüm ile geçimi sağlıyor. Türkiye’deki elmanın %12’si burada üretiliyor. Dolayısıyla meyvenin yanında meyve suyu ve şarap üretimi de Elmalı’nın bir diğer geçim kaynağı. Likya Şarapları, tarihten gelen lezzeti tüketicilerine sunuyor.

Elmalı’da Geleneksel Etkinlikler

Bugün yağlı güreş dediğimizde aklımıza Edirne – Kırkpınar geliyor öyle değil mi? Halbuki bu ata sporu 1353 yılından bu yana Elmalı Yeşil Yayla Yağlı Güreşleri ile geleneksel kültürün bir parçası olmuş. Her yıl  Recep Gürbüz Güreş Sahası’nda düzenlenen etkinliklere yaklaşık 600 güreşçi katılıyor. Bu yıl 667.si düzenlenecek olan festival 6-7-8 Eylül tarihinde gerçekleşecek.

Pekmez Şenliği, Elmalı’da yağlı güreşlerin yapıldığı haftada gerçekleşen bir diğer etkinlik. Pekmez köpüğü içme geleneği bu şenliklerle yaşatılıyor.

Tekke köyündeki Abdal Musa Şenlikleri ise daha önce bahsettiğim gibi Haziran ayının ilk haftasında Tekke Köyü’nde düzenleniyor. İlk olarak 1983 yılında yapılan şenliklere elma bahçelerinin arasından giderek oldukça güzel manzaralar da görüyorsunuz.

Eylül ayında ise, Elmalı Yeşilyayla Yağlı Güreşlerinden hemen önce, deve kervanından, kepenekli çobanlara kadar Yörük kültürünün yaşatıldığı temsili bir Yörük göçü etkinliği yapılıyor.

Elmalı küçük ve mütevazi halinin altında pek çok farklı özelliği ile karşımıza çıkıyor. Pek yakında doğası, tarih Anadolu ve Yörük kültürü ile fotoğrafçılar başta olmak üzere pek çok gezginin ilgisini çekeceği kesin.

Yıllar öncesinde yolu buradan da geçen Evliya Çelebi bile bakın Elmalı’yı ve Elmalı isminin nereden geldiğini nasıl anlatmış: ”Bu sahranın doğusundan çıkıp geçit vermez. Sesinden insanı dehşet alır:  Bir mağara kapısından çıkıp Elmalı şehri altından akar Konya Gölü ne karışır. Bu göl bazı sene taşıp Elmalı sahrasında bütün mahsulleri mahveder. Bu suyun çıktığı yerde Ömer Paşa bir saat uzunluğunda duvar yapmıştır. Birçok köprüler vardır. Bazen bu Seddi dahi aşar. Köprüden geçip bir çeyrek saatte Elmalı şehrinin bağ ve bahçeleri içinden geçtik.

Bu şehrin kuzeyindeki tepede görünür mağaralar vardır. Teke Beyi oğulları zamanında bu mağaranın yerinden (Almalı yeniden almalı) diye ses işitilir. Hiç kimse yıllarca bu mezarı açmaz. Yakup Germiyan oğlunun İshak Fakif adlı bir hocası bu mezar dibinde bir erbain çıkarır. Kadir gecesi dere altın ve gümüş ırmak gibi akar. Teke Beyi oğluna öşrünü verip ve (Almalı ) diye diye bütün Elmalı halkı Tekebay iken Elmalı Bay olup şehrin adı Elmalı kalır.’’

 

3 Yorumlar

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.