Hiç şüphe yok ki, bugün Toscana hemen herkesin görmek istediği yerlerin başında gelir. İtalya’nın orta bölgesi adeta bir yağlıboya tablo gibi manzaları, tarihi şehir ve kasabaları, eşsiz lezzetleri ile pek çok filme konu olmuş, pek çok sanatçıyı etkilemiş, yüzyıllar boyu pek çok ziyaretçiyi kendine çekmiş. Tepelere yerleşmiş köyler, üzüm bağları, zeytin bahçeleri, baharda yemyeşile boyanan arazisi, selvi ağaçları, ayçiçeği tarlaları ile Toskana bu ünü çoktan hak etmiş.

Rönesansın da doğduğu bu topraklar, bir yandan kaleler, kuleler, büyük katedraller, zengin saraylar ile tarihin içinde yürüyormuşçasına bir his verir insana… Ülkenin en ünlü sanat eserleri ve mimarisi burada. Galileo, Dante, Michelangelo, Da Vinci, Botticelli, Brunelleschi, Puccini ve Medici ise Toscana’nın büyüsünü yaratan sanatçılardan belki sadece bir kaçı!

Üzüm bağları ve zeytin ağaçları ile kaplı bölge bugün ürünlerini tüm dünyaya ihraç ediyor. Chianti, Montalcino ve Montepulciano‘nun ünlü şarapları, Etrüsk çağından bu yana üzüm yetiştiriciliği yapılan bu topraklardan elde ediliyor. Chianti tepeleri ve kartpostallarda gördüğümüz manzaraları bize sunan Castellina, Radda ve Greve kasabaları da güneşte parıldayan muhteşem Toscana köylerinden sadece bir kaçı.

Toscana’ya ziyaret edecekseniz, bir kaç günün yeterli olmayacağını bilmeniz lazım. Sadece Siena‘nın ihtişamının tadını çıkarmak için bile az iki güne ihtiyacınız var. Ancak bölgedeki diğer kasabaları da kaçırmak istemeyeceğinize eminim. Chianti ülkesinde, sarmaşıklar tarafından gizlenmiş, tepelerdeki mükemmel köyler; Monteriggioni, Monalcino ve Montepulciano kasabaları, Arezzo, San Gimignano ve tabi ki Floransa Toscana’nın günlerce gezmek isteyeceğiniz yerlerinden sadece bir kaçı..

İşte ben de bu büyüye kapılanlardan biri olarak, defalarca gittiğim ve en sonunda ev kiralayarak üç hafta kaldığım Toscana’nın, birbirinden güzel köylerinden birini, turizm için mükemmel bir konuma sahip Siena iline bağlı Asciano’yu anlatmak istiyorum…

Tarihin Kalbinden Gelen Asciano

Toscana’nın kalbinde, Rönesans’ın iki ünlü şehri olan Floransa ve Arezzo arasındaki Siena, bölgenin en önemli sanat şehirlerinden biri ve İtalya’nın adeta bir mücevheri. Efsaneye göre, Roma’nın efsanevi kurucusu Remus’un oğlu Senio tarafından, ikiz kardeşi Romulus ile birlikte kurulmuş. İkizleri emen dişi kurt heykelleri, Roma’da olduğu gibi Siena çevresinde de sıkça görülüyor.

Remus’un diğer oğlu Ascanio ise, Asciano kasabasını kurmuş. Tarih içinde Asciano, Etrüskler ve Romalılar tarafından işgal edilmiş. M.Ö. 5. yüzyıla ait bir Etrüsk nekropolüne ait arkeolojik alan ve Roma hamamı buluntuları, bölgede Etrüsk ve Roma döneminden beri yerleşimler bulunduğunun kanıtları…

Ortaçağ döneminde bu bölge Siena’ya mı yoksa Floransa’ya ait olması konusunda tartışmalar olmuş. Ancak 4 Eylül 1260’da İtalyan ortaçağ tarihinin en kutsal savaşı olan Montaperti Muharebesi yaşanmış ve savaş tüm gün sürmüş. 30.000’den fazla kurban verilmiş ve sonunda Sienalıların kazanmasıyla, Asciano Siena yönetimine girmiş.

Siena ve Valdi Chiana arasındaki Ombrone nehrinin üst vadisinde yer alan Asciano, 25 kilometrekarelik, 14. yüzyıl surlarıyla çevrili tipik bir ortaçağ beldesi. Köy, beyaz kayalar ile ‘Deserto di Accona’ (Accona çölleri) olarak da bilinen ‘Crete Senesi’ nin tipik manzaralarını sunuyor. Sadece küçük bir kasaba olmasına rağmen, bu sıradışı manzaraları keşfettikçe, tarihi kasabayı görmek için muhakkak durmak isteyeceksiniz.

En göz alıcı yapıt, Saint Agatha Kilisesi. Roma mimarisi tarzındaki bu kilise, kısmen 12. yüzyıldan kalma. Her ne kadar bazı parçalar değiştirilmiş olsa da, hala kilisenin orjinal halinin çoğunu açıkça görebiliyorsunuz.

Solda muhteşem Lombard çan kulesi bütün heybetiyle kasabayı seyrediyor. Kilisenin içinde iki baş yapıt, 16. yüzyıl freskleri yer alıyor: Sodoma’nın öğrencileri tarafından yapılan, Bebek İsa, Başmelek Mikail ve bir Madonna heykeli!

Oratory’deki kilisenin yanında, yerel Sienalı sanatçıların resimlerinden oluşan küçük bir koleksiyona sahip Museum Cassioli yer alıyor. ‘Arkeoloji Müzesi (Corboli Müzesi)’ ise, yerel Etrüsk mezarları ve ilginç sanat eserleriyle bir başka ziyaret alanı.

Bu tarihi keşfettikten sonra, Asciano’daki eski şehrin sokaklarında gezinmek için zaman ayırın. Bölgenin küçük tuğla ve taşları ile inşa edilmiş evler ve küçük kafeler, kasabanın sakinliği ile birleşince bir film karesinin içinde hissedebilirsiniz kendinizi…

Küçük kafelerden birinde muhakkak bir lezzet keşfine çıkın veya bir mola verip dondurma keyfi de yapabilirsiniz!

Güneye taşınan büyük bir Benedict manastırı, yerliler için orijinal köy olan Olivetans’ın ünlü olduğu Monte Oliveto Maggiore tepesine bakmakta. Manastır, Floransa, San Gimignano, Napoli ve başka yerlerde birbirini izleyen manastırlardan ayırt edilebilmek için ‘Monte Oliveto Maggiore’ adını almış. Günümüzde ise hala ana ibadet evlerinden biri.

Etkinlikler ve yerel kültürden bahsetmek istersek, unutulmaması gereken bir etkinlik var. Ascianese September, tipik yerel lezzetlerin tanıtıldığı pazarların, partilerin ve konserlerin gerçekleştiği ve turistlerin özellikle tercih ettiği, köyü renklendiren bir etkinlik.

Diğer yandan, şehrin eski merkezinde her ayın ikinci Pazar günü gerçekleşen ünlü bir kil tencere sergisi var. ‘Mercatino delle Crete’ yani Crete Pazarı adı verilen bu etkinlikte, sadece tencere değil, aynı zamanda yörenin el sanatları, organik yiyecekler ve şaraplar da bu serginin can alıcı parçaları.

 Tarihi Köprü Ponte Del Garbo

Tarihini hiç aklımıza getirmeksizin, kaç köprünün üzerinden yürüyüp geçmişizdir hiç düşündünüz mü? Ponte del Garbo, Asciano’dan Siena’ya uzanan Ombrone Nehri’nin üzerindeki tarihi bir köprü ve hikayesi 1200’lere kadar uzanıyor. Antik Via Lauretana’da inşa edilen tek zarif kemer, Roma köprülerini anımsatmakta.

1944 yılında çekilen köprü fotoğrafı…

1555’te Cosimo de Medici tarafından yeniden inşa edilmiş. Köprü, 27-28 Haziran 1944’te geri çekilen Alman birlikleri tarafından tahrip edilmiş, ancak dört yıl sonra yeniden inşa edilmiş. Yıkık kaldığı bu dönemde masonlar yeniden inşa edene kadar, insanlar karşıya geçebilsinler diye halattan bir köprü yapılmış. Adı görünüşe göre, manası ‘kibar’ anlamında olan Garbati’nin halkına ithaf edilmiş. Bugün araba ile ya da yürüyerek geçelebilen köprünün güzelliğini keşfetmek için yukarı doğru yürümek gerek.

Asciano ile ilgili yeni keşfedilen oldukça ilginç bir gerçek daha var: Son yıllarda Asciano yakınlarında yunus fosilleri keşfedilmiş. Bu da, yaklaşık üç milyon yıl öncesine kadar kasaba çevresindeki vadilerin denize bağlı olduğunu düşündüyor.

Toscana’da Lezzet Avı

Doğanın binbir renge büründüğü ilkbahar ve sonbahar, Toscana’yı ziyaret etmek için en iyi zaman. Toplu taşıma ile her yere ulaşmak çok kolay olsa da, bence büyük şehirlerle beraber, muhteşem kırsalı keşfetmenin en iyi yolu araba kiralamak.

Crete Senesi bölgesindeki, her biri ayrı ayrı keşfedilmeyi hak eden en ünlü köyler, Asciano, Buonconvento, Monteroni d’Arbia, Rapolano Terme ve San Giovanni d’Asso. Ancak sınırlı zamanınız varsa, en azından Signorelli ve Sodoma’nın Rönesans sanat eserleriyle dolu bazilikayı görmek için, Orta Çağ köyü Asciano’yu keşfetmeye çalışmalısınız.

Toskana mutfağı, taze sebzeler, otlar, yerel etler ve deniz ürünleri ile ağırlıklı olarak Etrüsk mirasına dayanmakta. “Köylü” mutfağı artık daha popüler. Muhteşem ekmekleri ve tabi ki makarnalarını yemeden olmaz. Geniş pappardelle erişteleri ve sıklıkla yaban domuzu veya tavşanı kullanarak yapılan, et bazlı bir domates sosuyla doldurulmuş pici favori lezzetleri.

Porcini mantarları da çok değerli ve yaygın olarak mutfakta. Tabi cüzdanınız elveriyorsa mutlaka siyah trüf mantarı da deneyin. Olmazsa olmaz burrato peynirleri, bruschetto’su ve domatesi ise, son derece basit ancak anlatılamaz bir lezzet. Sabah arka bahçeden yediğim domates, bana yıllardır duymadığım o domates kokusunu yeniden hatırlattı.

Bölgenin neresinde dolaşıyor olursanız olun, bu efsanevi topraklar eminim, kalplerinizi ısıtacak. Nefes kesen manzaralar, muhteşem tarih ve mimari, değerli sanat eserleri ve muazzam doğal lezzetleri ile defalarca gelmek isteyeceksiniz.

Toscana’da gün batımı…

 

 

1 YORUM

CEVAP VER