İzmir’in batısında, yarımadanın ucunda yer alan şirin belde Urla, tarih boyunca misafir ettiği tüm kültürlerin etkilerini hala yaşatarak, zeytini, enginarı, bağları, şarapları, meşhur Ege otlarının eşsiz lezzetleriyle son yılların gözdesi. Üstelik ‘Dünyanın En İyi Zeytinyağı’, iki altın madalya ile de tescillenmiş Urla’da. İşte, Sihirli Masal Evi ve  Mitera 1905‘ten sonra üçüncü rotam, etkilendiğim üçüncü kadın Pelin Hanım ve Olivurla zeytinyağının hikayesi…

Oğlak burcu; idealist, aklına koyduğunu yapan, azimli bir kadın girişimci. Daha küçük bir çocukken Urla’da, patlıcan bostanlarının da olduğu bir bahçeleri varmış. Zamanla etrafını binalar sarınca, yine bahçemize dönelim diyerek, Yağcılar Köyü’ne taşınmışlar. Pelin hanım, doğaya olan aşkını yaşatabilmek için ziraat okumuş.

Urla’ya dönmüş ve ailesiyle birlikte 1998 yılında Ayerya Rüzgarlı Vadi Çiftliği isimli bir çiftlik kurmuşlar. Önce pek çok zeytin ağacı dikmişler ama zeytinler olana kadar yıllarca bekleme süresi gerektiğinden, bu sürede başka bir hasat yapabilmek için bir de Urla’nın meşhur sakız enginarını ekmeye karar vermişler. 1998 yılında ilk ağacın ekilmesiyle başlayan hikayede bugün zeytin ağaçlarının sayısı 10 binlere çıkmış. Gün gelmiş enginar ile zeytinyağı eşleşmiş, birlikte eşsiz lezzetler ortaya çıkarmışlar.

2003 yılında Urla’nın ilk organik tarım sertifikasını alan işletme, o günden bu yana, organik tarım sertifikası ile ve ‘Olivurla’ markasıyla zeytin ve zeytinyağı üretmeye devam etmiş.  Benim ziyaret edip, zeytinyağı tadımı ve zeytinyağı & enginar eşleştirmesi yaptığım, Urla merkezindeki tarihi bina, restorasyonu gerçekleştirilerek, Ayerya Organik Ürünler adında butik bir dükkana dönüştürülmüş. 2010 yılından beri, çiftlikten gelen tüm ürün satışları bu tarihi binadan gerçekleştirilmiş.

Pelin hanımın ailesiyle birlikte tüm emeklerini ortaya koyup, teknoloji ve bilgiyi harmanlayarak Urla Yarımadası’na özgü tat ve lezzetle ürettikleri Olivurla zeytinyağlarıyla iki altın madalya alarak ülkemizi ‘dünyanın en iyi zeytinyağı’ ödülüyle gururlandırmış.

4 Nisan 2017 tarihinde, tek tek elle toplanan Olivurla zeytinyağı, İtalya- Bari’de o yıl 22.si düzenlenen, dünyanın en prestijli organik zeytinyağ yarışmalarından biri olan Biol’de Extra Gold’dan sonra jüri özel ödülü olan altın madalya kategorisinde 2017 Biol Altın Madalya’sını almış.

Aynı yıl, 28 Nisan 2017 tarihinde İspanya’daki Olivtech furaında gerçekleşen UZK Mario Solinas Natürel Sızma Zeytinyağı Kalite Yarışması sonucu aynı zeytinyağı olan Olivurla Organik Natürel Sızma Zeytinyağı ile orta meyvemsilik kategorisinde ise yine ülkemize altın madalya ile dönmüş.

Bu bilgileri aldıktan sonra, özenle hazırlanmış soframız dönüyoruz yeniden Pelin hanım’la… Önümüzde beş çeşit cinsini bilmediğimiz zeytinyağı. Pelin Hanım önce bize nasıl tadım yapılacağını anlatıyor. Önce kokluyoruz. Nane, yeşil elma, çağla, lavanta kokularını anlamaya çalışıyoruz çeşitli yağlardan. Ardından elimizle yağları 28 dereceye gelecek şekilde ısıtıyoruz. Sonra içip, yutmadan ağzımızda havalandırıyoruz. Genzimizde bıraktığı tatları anlayamaya çalışıyoruz. Yakıcılık, asitlilik gibi tanımlarla tanışıyoruz.

En sonunda enginarlar geliyor tabi ki masaya. Hem çiğ, hem de haşlanmış olarak zeytinyağına batırarak yerken, bir yandan da enginar hakkında bilgi alıyoruz. Bir kökten 10-12 baş enginar alındığı ve her bir kök için bir ton suya ihtiyaç duyulduğunu şaşkınlık içinde öğreniyoruz. O sırada Pelin Hanım’ın gözleri doluyor. ‘Susuzluğumuz günden güne artıyor ve bunun farkında değiliz’diyor. Bu sebeple bu yıl çok ürün kaybetmiş. ‘Böyle giderse beş-on yıl sonra elimizde hiç bir şey kalmayacak ‘ diyor…

Hem tanıştığımız zeytinyağlarının lezzeti ve ülkemize kazandırdığı ödüllerinde gururuyla, hem de susuzluğun getireceklerini öğrenmenin burukluğu ile Pelin Hanım’ın tarihi dükkanından ayrılıyoruz. Aklımızda deli sorular… Okyanusta bir yağmur damlası olsak bile, hepimizin yapacağı çok şey var. Bu güzel dünyayı torunlarımızdan emanet aldığımızı hatırlayıp, suyun her damlasında ne kadar kıymetli olduğunun farkına varıp fazla harcamamaya özen gösterirsek, belki en azından bir ucundan biz de tutmuş oluruz bu değerli emanetin…

CEVAP VER