Her şey bir telefon konuşmasıyla başladı… Dedeleri yıllar önce Türkiye’den çıkmış ve bir daha dönmeyip uzak diyarlarda hayat kurmuş, dolayısıyla kendileri de artık o diyarların bir parçası olmuş eşimin akrabaları ile bir telefon görüşmesi yapıp telefonu kapattığımızda ikimizin de aklında tek bir şey vardı: ‘Ver elini Amerika!’

Hemen en uygun tarih, en uygun uçak bileti araştırmalarını yapıp, bizim için olabilecek en iyi zamanı seçtik. Yılbaşı, hem benim doğum günümü kutlamak, hem yeni yıla farklı yerde girmek, hem de onların tatili olduğu için, en uygun zamanın bu olduğuna karar verdik.

Genelde bu tarihlerde yurt dışında olmayı çok severiz, çünkü Noel ve yeni yıl kutlamaları beni şekerci dükkanına girmiş bir çocuk gibi hissettirir. Her yerdeki ışıl ışıl süslemeler, hediyelik eşyalar, yılbaşı kekleri, sokaklarda kurulan yeni yıl pazarlarının coşkusunu her zaman sevmişizdir…

Gerçi gideceğimiz lokasyon, o her zaman aklımıza gelen karlar yağarken ‘jingle bells’ şarkıları ile çınlayan Noel görüntülerini pek barındırmayacak olsa da, yine bu tarih seyahat için iyi bir tarih!

Neresi dediğinizi duyar gibi oldum. Evet, rotamız Los Angeles, Santa Monica, Venice Beach, Las Vegas, San Francisco, Grand Canyon ve Antilop Canyon! Pek de Aralık ayında kar yağarak yılbaşı kutlayacağımız bir rota olmadığını biliyorum, hatta tam tersi belki denize gireriz diye de düşünmüyor değiliz. 🙂

İşte Amerika’nın vahşi batısında aşağı yukarı böyle bir rota çizerek, Türk Hava Yolları ile direk uçacağımız Los Angeles biletlerimizi aldık. 27 Aralık 2017 saat 13.40 uçağı ile doğrudan Los Angeles’a uçup, 8 Ocak 2018 18.30 uçağı ile yine aynı noktadan geri dönecektik. Ancak ilginç olan 8 Ocak 18.30’da oradan kalkıp, 14 saat uçtuktan sonra, aynı gün beş dakika sonra iniyor olmaktı. Yani yine 8 Ocak’ta 18.35’te inecektik.

Bazen saat farkının  böyle avantajları olabiliyor. Nitekim giderken de orada gün kazandık çünkü 13 saatlik uçuşun ardından, yine aynı gün Los Angeles’a sadece üç saat sonra inmiş gibi olduk 16.50’de inince. Ama jet-lag çarpmasından bahsetmiyorum. Gün kazanmış olsak da, gittiğimizde de dönünce de bir kaç gün boyunca hayalet gibi yaşadık.

Los Angeles’a iniş yaptıktan sonra ilk işimiz ‘Dollar Rent a Car’ araç kiralama şirketinden internetten arabamızı almak oldu. Amerikalıların SUV dediği bir araç. Bana göre şahane bir seyahat arabası, yedi koltuklu, bardağınızı koymanıza kadar seyahatte her şeyi kolaylaştırtıran, her şeyin detaylıca düşünüldüğü bir araç kiraladık.

Kiralama sırasında iki hatamız oldu. Birincisi, bize elektronik imza attırdılar ve biz neyi imzaladığımıza bakmadan atıverdik. Meğerse, şartlarında benzin deposunun boş iade edilmesi gerektiği yazıyormuş. Biz 70 dolara hem depoyu doldurduk iade ederken, hem de dolu depo verdiğimiz için 140 dolar da ceza yedik. Ceza döndüğümüzde kredi kartımızdan çekildi. Yani 210 dolar zararımız oldu. Aman aklınızda olsun, bu şartı özellikle sorun!

İkincisi, işlemleri yaptıktan sonra arka bahçeye geçip görevliyi beklemeye başladık. Görünürde kimse yoktu. Bir süre sonra insanların gelip, istediği arabayı alıp gittiğini fark ettik. Meğerse anahtarlar üzerindeymiş ve seçtiğin araç tipinden herhangi birini alıp gidebiliyormuşsun. Herkes seçimini yaptığı için bize Kia kalmış oldu. Yine de tüm yolculuk boyunca pek memnun kaldık aracımızdan, tek sorun SUV olduğu için normalden daha fazla benzin yakmasıydı.

Aracı aldıktan sonra, akşam üstü beş gibi olmasına rağmen, saat farkından dolayı çok yorgunduk ve otele gelip yattık. Noel zamanı LA’de tüm oteller dolu ya da boş olanların fiyatları çok yüksek olduğu için zar zor bulabildiğim Galaxy Inn adında bir motele geldik. Amerikan filmlerinde hep gördüğümüz türden, iki katlı, herkesin kapısının dışarıya açıldığı, genelde otoban kenarında olan yani bizim tabirimizle ‘yol geçen hanı’!

Sonradan bu sistemin batıda çok geçerli olduğunu anlayacaktık ama bizimki sanırım bunların en kötüsüydü. Dört gece için 410 dolar ödedik. Televizyonumuz sadece yeşil gösteriyordu ve oda Hintliler işlettiği için olsa gerek, çok temiz olmasına rağmen tütsü kokuyordu.

Yine de, yatmadan yatmaya otele döndüğümüzden pek de aldırmadık bu tütsü kokusuna. Televizyon da seyretmediğimiz için renkler sorun olmadı.

Ertesi günden itibaren Amerika seyahatimizin başlayacağını düşünerek, o gece için erken yatmayı tercih ettik. Bakalım önümüzdeki on iki gün bize neler gösterecek? 🙂

6 Yorumlar

  1. Geçen yıl Haziran ayında, biz de benzer bir rota yaptık. Benzer otellerde kaldık. San Diego’da vardı rotada. Dört kişiydik. 7 ve 3 yaşında iki çocuk ve bizler…ama çok eğlendik ♥️😄

    • Harika! O halde desenize ben de sizden hikayeleri dinlemeliyim… Yarından sonra diğer günleri de tek tek yayınlayacağım, eminim pek çok ortak nokta çıkacaktır 🙂

CEVAP VER